Cumartesi, Aralık 20

içten

ah, boğazımda bir düğüm.
çözebilmiş değilim ve çözemediğim için kelimeler kusmayacağım.
hikayeler yazamayacağım.
sadece sıralayacağım peş peşe sızan bir iki tanesini .

kendimi anlatayım size,
bir göl düşünün, deniz gibi büyük ama hapis karalar içinde.
kıyısından bakınca sadece su görsenizde,
gördüğünüz sınırın ötesinde,
bir köle kendi içinde.

sonra bir kayalık düşünün, doğruca uzansın gölün içine,
belki 50 belki 150 metre, doğruca saplansın buz mavi derinliğe,
gemiler yüzsün gölde, kendi telaşları içerisinde yüzsünler,
ama çarpmasın diye gemiler, bir fener olsun kayaların ucunda
bu fenere bir bekçi yapın beni,
sonra kimse gelmesin yakınıma

tepemden bir ışık yansın sürekli,
her tarafa uzansın ve aydnılatsın,
biliniyor olsun varlığım, belki bahsim geçsin iki sohbette
ama ışığım sayesinde bilinsin ki kayadır yüzeyim,
ve geçmesinler yakınımdan,

emr sag

1 yorum:

Ezgi dedi ki...

Geldik, bulamadık. Pardon; okuduk, söyleyecek bir şey bulamadık.

unbearable weight of being just

pen in hand, a life spent penny in hand, millions spent dead since birth, breathes like a tree poisoned all the sleepers beneath knew it all...