Cuma, Ekim 31

özet

yükselmekteydi dertler ve sıkıntılar,
dağlar gibi tepeler gibi,
ve düşüşteydi her zaman hayallerimiz,
ellerimizden ve gözlerimizden

emr sag

Perşembe, Ekim 30

hallerim

-dim hali;
vurgun gibi geldi, döndü başım, döndü oda.
bir saniye baygın kaldım, sonra uyandım,
ama baktım ki artık farklı bir bendeydim.
en yakın hatıram ile sanki 3 yıl gerideki halim,

gibi hali;
araya figüranlar almış gibi,
onlar oynarken ben yatak döşek yatmış gibi,
yatarken halsiz, rüyalara gerçekleri katmış gibi,
uyanınca ve yanlışların farkına varınca saplanan acı gibi,

son halim;
vurgun gibi geldi, döndü başım, döndü oda.
bir dakika baygın kaldım, baktım yazdıklarım,
ama baktım ki farklı bir ben olarak yazmışım,
en yakın halim, ben değilim ama kelimelerim.


emr sag

tekerleme

kemikten küre biriktirir kelimeleri,
biriktirdikçe kelimeleri, sıkışır yeri,
sıkıştıkça geceleri, nasıl anlatmalı dertleri
delmeli kemikleri, kelimeler seçilmeli,
dolsa dert, aksa acıtır delikleri,
doldurmalı mı boşaltmalı mı derinlikleri,
boşaltıcaksak ne zaman delmeli kemikleri?

emr sag

etkisiz eleman

ışıksız gecede karanlıktan kaçarken;
kusurlarımdan duvarlara çarptım,
çarptıkça yaralandım,
ve geride kendimden parçalar bıraktım,

düşen parçalar ile eksiliyordum;
rüyalarla kapladım eksik yerlerimi,
ne zaman ki karardı derinliklerim,
kayboldu beyaz buluttan hayallerim,

bedenim şimdi delik deşik oldu ,
parçalarım dökülmekte, eksilmekteyim,
kendi hikayemde etkisiz eleman
kendi hayatımda figüran haldeyim.

emr sag

Pazar, Ekim 12

ben var bu zamana ait olmamak.

cebinde misketleri vardı, yere düşünce hepsi etrafa dağıldı,
mahallenin çocuklarının misket babası;
hayaller dahi kurşunlanır olunca yaralandı,
azıcık un, bolca umuttan yuğrulan gariban ekmeklerinin yerini;
zehir gibi acı, iki yudum içkiler aldı,
cebi misketle dolu evsizlerin devri kapandı.

emr sag

Perşembe, Ekim 9

inanın aptallar neye inanıyorsanız

fotoğraf : James Nactway . (dünya üzerinde bir yerde, ölen bir bedenin bıraktığı iz)

dünya bizlere bir gelinlik giydirmiş,
sonrada o beyazları bize kefen eylemiş,
bir rüyaymış; uyandığın anda unutmaya başladığın,
gerçekler hep yalanmış, balon gibi hep havada kalmış.

dünya dönmüş, biz insanlar savrulmuş,
ama nasıl olduysa hep aynı yerde kalmışız,
güneş tutulmuş, ay tutulmuş ve biz hep kararmışız,
bizler sanki bir beyaz kağıt; günahtan yağmurlarla yıkanmışız

sonra bakmışız geriye, "nerelerden geçtik biz?" diye,
gördüğümüz ise sadece bir kalıp; bir iz çamura bastığımız bedenimizle,
ve altına kanımızla attığımız imzamız; metalin soğukluğu ve sıcaklığı ile,
yerde yatan insanlığımız, çürüyüp giden ise ruhlar, yani bizlermişiz.

emr sag

Perşembe, Ekim 2

kahpe

ulan dünya, ya sen kahpesin ya ben,
ya sen omursuzsun ya ben,
konduramıyorum kendime,
kabullenemiyorum belki de,
belki yarınlar lazım bana düzelmeye,

senin yarınına da geçmişine de lanet olsun,
adam olarak adım attık sana, yemiş olsak da yasak elmayı,
nimetin bile belki yalandan, arattın bize ilk günahın bahçesini,

gezgin olarak geldik, gideceğiz bu diyardan elbet;
ama bir an için bile dertsiz bırakmadın bizi zaten,
baksana: köpek bile dertsiz tasasız, gezgindir diyarında,
bizim için ise adeta kartondansın dünya.

emr sag

Çarşamba, Ekim 1

çalar saat

vakit tamam,
çaldı alarmlar,
uyanma zamanı geldi,
ama ulaşılmaz zihinlerimiz;
miskinlik sosundan denizlerde uykudalar.

ve bizer:
bilgiyle dolup, cahilliği seçmişken;
omuzlarımızdaki ağırlığın çaresi uykular.
ama vakit tamam, hadi çalıyor alarmlar,
uyan, doğrul, kalk ve silkelen bir;
belki ufukta umut, önümüzde uyanış var?

fall

on and on the strain beauty from afar help is on its way i know you love to fall days of yester-autumn last time we were free from worries t...