Cuma, Kasım 15

hymn for the greatest generation

it touched the places that were gone long ago

it slowly strokes the absent pain of ancient history
relive history that feels like just a second ago


it heals the cancer that was long before
reincarnates intoxicated memory that was a burden for all


it shares your pain with a biased empathy that just don't come an go
nails your skin to where you wan't to go

leave your spirit or the corpse candidate body of yours
'cause these places ceased to exist years ago

repeating one after another and another again
witness the destruction of yourself that was all you hold

and lastly spill the feelings you hold up and back
mix them into sour stew add a tear
here is your past, on a go

emr sag

Cuma, Temmuz 13

deception

you can talk to songs,
as songs tell tales to you.
you can talk to walls,
as walls face you.
you can avoid so much,
as the thoughts stays fluid,
you can stay the same,
as long as the the doors are shut
and you can stay out of the truth
just keep your mask on.

emr sag

Perşembe, Ağustos 25

the burden

the burden is on my heart,
blackening
the burden is in my head,
blocking,
the burden is in the gap, between you an me,
separating,
the burden in my shoulders,
crushing.

the burden's fuel is my shame,
the flame is my torch, burning my chin,
a single tear will cease it,
hold me and share my fear, my burden, my skin.


emr sag

Pazartesi, Temmuz 25

anca

şimdi özlemle doldum,
ama anlatamam ki derdimi;
mutluluk susturdu,
huzur kelimesiz bıraktı beni.

emr sag

Çarşamba, Mart 16

pf

düştü gene başım,
düştü gene moral,
artık eskimiş bir hisle,
yine kaplar bunaltırlar,
bu senin suçun mu
yeni yeşeren bahar?
yeni müzikler lazım
yeni saplantılar,
eve gömülmem lazım
bıraksa akan zaman.

emr sag

Perşembe, Aralık 16

üvey

huzurlu derinliklerdeyim,
yine kendimden buralar ama;
üveydir aklım, ödünç kelimelerim,
bu yeni yerler; dertsiz tasasız,
ve yağmursuz, kurak ama yine de yeşil,
çünkü güneşi farklı,

hamak üstünde gün boyu uyur gibiyim,
ve sanırım huzuru yazmak beni aşıyor.
çünkü güneşim farklı.

emr sag

Cuma, Ekim 29

deli saçması

if these trees could talk - below the sky

bir hafta aralıksız yağmur yağsada hala kurak bura,
toprağı aç yıllardır suya,
milyon damladan kırıntı dahi bırakmıyor ardında,
kalk gidelim vakit gelmiş,
gidelim senin bildiğin uzaklara,
şarkılara söz bulduğun,
toprağın nemi paylaştığı yerlere,
kurudum ben.

emr sag

Pazar, Ağustos 22

yağmur

gene kuru hava ve çatlamış topraklar,
yıldız yağıyor bulutsuzluktan.

emr sag

Cuma, Ağustos 20

bütün

mutluluğundan hapsoldum kendimde,
çıkıp bakamaz oldum,
bir yabancı gibi izleyemiyorum,
geçmişten defter yapıp sayfalara dökemiyorum,
bu yüzden yazamıyorum,
varlığınla hapsettin beni kendime,
artık bin yerde biner parça değil emre,
mutluluktan yazamıyorum,
bir bütünüm, kelimeler eksik,

emr sag

Çarşamba, Ağustos 18

kitap

pas tutmuş çürük damarlarım,
betonlaşmış derim,
sadece yüzeyden oluşur halde,
sisin ardında derinlerim.

yazmak için dahi afyon gerek zihnime,
uykuyla kalkıyor gözümdeki perde,
ondan sonra dahi belki bir kaç kelime, şanlıysam bir cümle
demek ki içim duvar duvar ve duvarlar toz içinde.

hiçlikten gelirde düşer önüme bir kitap,
etrafa saçılır kapağı ve sayfaları,
asıl garip olan şudur ki; rüzgar götürür sayfalarını,
hepsi kopmuş cildinden, belki de hiç tutunmadı,

emr sag

Perşembe, Ağustos 5

yazamadıkça saçmalamak

yazmak zor sana dair,
iki kelime, iki satır bir araya getirmek de zor,
doğru sıfatları bulmak da,
zaten kelimleri de çalmışlar beynimden,
yerine hep seni koymuşlar,
yazsam merve merve merve merve,
olmaz ki o da,
yazmam lazım, anlatmam lazım bazı şeyleri,
ama bilmediğim yerden soruyor uyku,
daha önce olmayan yerlerde buluyorum kendimi,
sana dair olunca herşey ilk ve yeni,
aşk zaten sana dair,
sevgi, ah o sevgi,
girmiyor kelimelerden çuvallara,
büyütmüyorum da aslında,

şunu söylesem yeter belki,
bir rüzgar essin senden doğru,
bir nefes sen getirsin,
ve rüyaya dönsün o nefes,
özledim, göreyim seni.

emr sag

Pazartesi, Temmuz 26

kayıp

düşer kapaklar ve yıkılır duvarlar,
incelen zihnimden geçer fırtına,
an kaybolur, geçmiş çoğalır,
yüzüm solar da unuturum seni,
ve değişince hatılarının yeri,
yabancı gibi gelir siman,
ama korkma sevgin derin ki,
kayıpken an ve bendeki gölgen,
yine de ister bu can seni,
yıkılsa bile düzeni,
ve hepsi hiç olsa geçmişin,

bir tohum gibi düşün kendini,
düşmüş, gömülmüş içeri.

emr sag

Salı, Temmuz 20

yazamıyorum ki.

bir ağaç olayım,
derinlere kök salayım,
yağmurla yeşerip,
yaprak olayım,
sonbahar serinliğinde,
yoluna düşeyim,
kururken hafiften,
ve usulca bastıkça sen,
toprak olayım.

emr sag

Cuma, Haziran 25

sıcak

bırakın bulutları,
toprak kuru,
ben çatırtısından uykusuz
çünkü sıcak sensiz.

dünkü orman çöl bugün,
ama yine senle yeşerir içim.
bırakın bulutları,
toprağım kuru.

dedim ya sıcaktır özlemin,
ve sen yokken dümdüz,
gölgesiz çölde gölgede bin derece,
sanki güneşin yüzeyi.

emr sag

Cumartesi, Haziran 5

sis

kaybolmuş halimin sesi uzaktan geliyor,
başı belirsiz zamanlardır kayıp halim kendini arıyor,
öncesi ve sonrası ulaşılmaz durumda,
sadece bir ana, şimdiki anı görüyor.
birken iki, ikiden bin olmuş,
duvarsız mekanlarda, sisin içinde, ötekini arıyor.

emr sag

Perşembe, Mayıs 20

temmuz gelir mi?

gene koptu zaman,
vakitler tutmuyor gene,
öncenin ucunda boşluk,
şimdiye kadar uzanıyor,
birazım gene kayıplarda,
var olan yanım senin etrafında toplanıyor.
birazım gene yok,
olanlar yetse de,
bitse karanlık,
alsam nefes,
tam olsam
yarısı burdan yarısı kayıptan yerine
tam sevsem seni,

emr sag

Cuma, Nisan 30

özlemek

bilmiyorum,
karışık kafam,
eski dost kelimeler de yabancı,
cümleler zaten düşük,
gece rahat değil, uykular eksik,
mutlulukta değil,
yokuluğunda sorun,
en bariz olanı;
hep bir eksiklik,
olmadığında doğan,
özlemek olmadığın her an,
en çok gece,
uyumadan hemen önce.

emr sag

Çarşamba, Mart 31

yazsam

uzun, bitmeyen öksürüklerin ardından gelen nefese;
öksüren alerjik hallerimin sonuna dair,
sürekli yuvarlanıp, bayır aşağı zıplayan taş isem;
en son zıplayıpda oturduğum boşluğa dair,
toz toprak yutmuş, çamur tüküren bir ağzımda;
ilk yudum suyun temizliğine dair,
on dil bilip, hepsinden bin kelime arayıp,
sana dair bir kelime bulamama dair.

yazsam, yazamama dair.
bir o sabit,
bir seni sevdiğim.

emr sag

Pazartesi, Mart 29

yatmadan

uykunun eşiğinde nöbet bekler gibi,
doğurduktan sonra güneşi,
gündüze emanet ediyorum seni,
gecenin karanlığı geçtiğinden beri,
uyku teslim alırken beni,
yanlız uykudan kaçıyorum.

emr sag

Salı, Mart 23

what i need

just a smile,
a long hug,
maybe a shy kiss,
warmth in firgertips,
a tender grip in my hand,
the air that fulls my lungs,
gentle touch to cheek,
and seeing a smile,
all of these about you,
what i need,
is to be loved by you.

ps: words have never been this much inadequate, ever.

emr sag

Çarşamba, Mart 17

reign over me

I am standing at the edge; between trust and fear,
One step away from the idea, making you permanent,
"Is it too soon, do not rush" a voice tells in my mind,
but how can you measure the time,
while anyone can't measure the moments you just make me feel right.

and now i am one step away from you,
and this is where i got overwhelmed by the fear;
fear by some-hows and maybes, all about loosing you,
that's the proof that i need you, so;
take your time to get your demons to think, calm and learn.

and now i am one step away from,
and waiting for you to let you
to rule gently,
and reign over me.

ps: i lost my chain of thought here.

emr sag

Pazartesi, Mart 15

bir fırt

bir seferlik hatıra,
kokundan bir eser kalmış,
tutundum, ciğerlerim yettikçe de,
emrsag gene eksik kalmış.

nefesim hatırama dönüştü,
aklım hala o anda,
özlemek; hemde sen gider gitmez,
bir sürü özlem, olmadığın her anda.

emr sag

Pazar, Mart 14

firar

i hear sirens - deception has a way with words

uykundasın,
şu anda yola çıksam, 35 dakika uzakta,

ben uykudaydım, seninle ilk tanıştığımda,
tek gerçeğin gördüğüm rüyalar olduğu,
sebepsiz düşlerin peşinden gittiğim zamanlardı,
o zamanlar ki;

rüzgar bana tane tane kum getirmiş, üstüme yığmış,
sonra üstüne yağmur yağmış,
içinde emrsag, üstü taşla kaplanmış,

kıpırdayamadan uyurken ben,
senden bir parça düşmüş içime,
kaya ne kadar sert olsa da üstüne tutunan ağaç gibi,
saran köklerin kırmış beni çevreleyen hapisi,

şimdi uykundasın,
şu anda yola çıksam, 35 dk uzakta,
bana dair ne varsa, yarısından fazlası, 35dk uzakta,
sen yokken burada çok şey firarda.

emr sag

Pazartesi, Mart 8

well, i haven't changed, yet i'm different

i've been missing you all the time,
even during the times when i wasn't aware of exsistance,
while i always felt a little wrong, but i couldn't tell.

then, then it all turn around, but nothing changed,
i'm still here and i'm still myself,
but different in a way, i still couldn't tell.
love was the missing part, and you made me complete.

emr sag

Çarşamba, Mart 3

yerin otobiyografisi : zemin etüdü.

ben bir ülkeydim ve topraklarıma 13 gün ve bir gecedir kar yağıyordu,
sessizdi ortalık, gürültüsüz, bolca huzur doluydu.
insanlar hep aynı yere basıyordu, yollarda sadece tek bir ayak izi vardı,
çok kişinin geçtiği yerde, bir kişi vardı, geri kalan yerler bozulmamış şekilde kalmıştı.
ve doğaldır ki ütopik olmayan bu ülkede olası kötü şeylerin temsilcisi olarak, kara bir tane belirdi.
bu kara parçacık, uzak ülkelerde yanan odun, kömür ya da Allah bilir neyin dumanından oluşmuş bir parça idi.
bu parça rüzgarla, belki üflenerek belki denizler aşarak gelmişti, ve karların arasına karışmış düşüyordu,
ben bir ülke olarak haraket edemediğimden, yani etsem büyük depremlere sebebiyet vereceğimden, üzülerek bu kara tanenin üstüme düşmesini izledim.
ama malesef bu kara şey sadece katılaşmış bir is parçası değildi, lanet gibi bir tohumdu,
ve tohum bağrıma düştüğünden beri bir yabani ot gibi yayıldı büyüdü.
ben tüm gücümle çalıştım, misal temiz toprağımı üzerine örttüm onu da kirletti,
üstüne tertemiz karları feda edip çığlar indirdim, eritip su yaptı, daha da çoğaldı,
ben yoldukça o çoğaldı,
üstümü kapladı.
ben altında kaldım.

emr sag

Salı, Mart 2

fena.

binlerce fikir geçer aklımda,
bin ses hayaller kurar,
ve çoğu kötüyü umar,
genelde dinlemem de,
sen olunca farklı oluyormuş,
bir kötü ihtimal ile herşey yıkılıyormuş,

o ihtimal seni kaybetmeye dairse;
artık kriz içinde, korkunun esiri emre.

emrsag

Perşembe, Şubat 25

sığamam

sığamam ki bana,
ben küçük dertlerin adamı,
iki damla dert ile efkarın sarhoşu,
sığamam ben kendime,
sığamam ben bu sözlere,
sığamam olduğun ve olmadığın zamana,
olmadığım kadar büyüğüm ben,
ve her zaman ki gibi küçük bünyem.

sığmam ki kendime,
tüm parçalarıma, uzaydaki adalarıma,
bir oldum, ki o da yetmez
iki olsam korkarım kendimden,
bendeki seni ikiye bölmekten.

sığamam ki sözlere,
sevgi ve mutluluğumu bırak,
korkum bile sığmaz ki kelimelere,
bildiğim diller tecrübe etmemiş gibi benim yaşadıklarımı,
unutturulmuş gibi ya da unutulmuş,
kelimeler düz kaşık,
tutmaz ki sudan emreyi.

sığamam ki zamana,
varlığınla olan zaten kısa,
bir kere zamanım da kaymış,
öncesi yok, sonrasında ise tüm zamanlar sana dairmiş gibi,
ama ben sığamam ki o zamana,
yanımda olmadığın vakitler oldukça,
hep yanımda olsan dahi yetmez zaman,
sana değdiğim her an, bir yıllık hikaye kattıkça bana,
ben sığamam ki zamana.

emr sag

Cuma, Şubat 19

just

can't write,
can't read,
can barely breath,

can't work,
can't breed,
can barely thing,
but can't stop to think,

can't find paper,
can't find words,
can describe,
but only within,

emr sag

Pazartesi, Şubat 15

of.

değişmemekti, yılmamaktı derdim,
peki şimdi nerden gelir bütün bu korku?
o zaman çoktan yenilmişim zaten,
kişilerde ve hakkettiklerinde yanıldığımda,
peki nerden gelir bu korku?

işim söz vermek; kolay ve tasasızca vermek,
tutamamak ise derdimi tasayı harlamak gibi.
gene bir eşikteyim de, ışık eskilerden daha parlak,
bir adım gerekir, nerede o adımı atacak?

emr sag

bok/püsür

bir dilim, bir parça alsam şu halimden,
iyiyken rastlantıyla,
kötü zamanlara bir delik açsam zamanda,
uzatsam bir parçamı,
maya olsa o parça çukur hallerime,
ve tekrardan böyle mutlu olsam.

emr sag

Perşembe, Şubat 4

dağınık

sunlight ascending - black bear

parçalandım gene,
bir şeye de çarpmamıştım hem,
ara verince düzelir sanmıştım,
çok yanılmışım.

bıraktığım halde bile değil buralar,
yerimde kırıntılar,
kırıntıların üstünde kar.

hayır elimde de yok bir zamk,
ya da zımba kafama çakacak.

dağınık.

emr sag

Salı, Ocak 26

mind and other things

it's a burden to be human and just be yourself,
clear your councious after daily bombardment of modern mass,
hold on to only thing that makes you the one,
it's hard to be a unique and only one.

it's a burden to be thinking after all,
eventhough you're clear and stay with only your own,
your source is not pure after all,
it's boiling with questions and with problems souce.

it's a burden to sleep after all,
you're made up only with your thoughts,
during the night times goes regarding to your mind,
it's hard to hold the time even it's only in your mind.

it's a burden to love after all,
even it's the only thing makes you a whole,
but you can not do that if your mind is not pure at all,
it's not possible to love, if you can't do it as your all.

emr sag

Pazar, Ocak 17

açık seçik

dizini yere getiren sadece güzellikse,
o işin sonu güzel gelmiyor,
sadece bir çift gamzenin peşine düşersen,
sonunda çukura düşüyorsun,
sadece seviyorsan gözlerini,
bakışlarının anlamını bilmiyorsan eğer,
anlamsız hepsi.
sevmekde değil sevilmekte dert.

emr sag

Salı, Ocak 12

sulu

sunlight ascending - out of this place II

gözlerimde değil ağlama isteğim,
yüzme bilmeden yüzer haldeyim,
ceplerim dolu, ve boş söylediklerim,

çamurdan artık sözler,
ilk yağmurda eriyecekler,

emr sag

Pazar, Ocak 10

meteor II

sunlight ascending - out of this place II

meteorlar yağıyordu üstüme,
gecenin lacivertindende eser yoktu,
siyahtan öteydi vakit,
darlık diyarlarındaydı halim,

evren donmuş, durmuş,
bu vakitte çivi çakılmış üstümüze,
en azından benim göğsüme,
uzaklaşırken dünya her saniyede binlerce kilometre,
uzaydaki yerinde sabit kalıyordum,
ve meteorlar yağıyordu üstüme.

emr sag

Pazartesi, Ocak 4

düş

tutsun elimden, götürsün,
gördüğümüzde esintili tepeleri,
denizin kokusu kaplasın,
ürpermeden sırtım, sırtlasın,
bir uçurum bulsun, ucuna koysun,
tek istediğim derin bir nefes,
düşerken bir ciğer huzur,
ve tereddüt etmeden itsin beni,

emr sag

Perşembe, Aralık 31

-evet!

godspeed you ! black emperor - the dead flag blues

tel gerilir, boşalınca titrer,
ve derinlerimden yankılanır sesi,
ve her çarptığında yükselerek;
yine yanlış zamanda hatırlatır seni.

ulaşılmazlığının üstüne kilit gibi;
yorgun halimin kalıcı olduğunun habercisi.

sen beyazken yanında o yabancı siyah,
ellerin elleri çırpınır, benimkiler ise uykuda.

yokluğunun üstünden zaman geçer,
ama yokluğuna işlemez akrebin zehri,
rüzgar eser bazen de,
ilerlemez gemiler.

ben hala senin bıraktığın limanda,
ellerim uykuda.

emr sag

Cumartesi, Aralık 26

olduğu kadar

söylesem azaltır mıyım derdimden?
midemde çalkanır sıkıntı.

emr sag

dog

run, run and chase the car you can't catch up,
wear the mask, be anonymous and become no one,
loose all your ids and all the things makes you the one,
be useless, suit to your core and that's all.

emr sag

Cumartesi, Aralık 19

sarhoş

varlığından parça kalmasa da hatırlanır yokluğun,
her yağmur yağdığında, var olduğun yerlere su dolar,
hatıran değil, hatıralarının olduğu yerler sızlar,
hatırladıkça seni sarhoş uykular.

emr sag

parça

soğuk işlemiş içime, bir ürpertiyle farkettim gene,
bir şarkının bir notasının içinde saklıymış kaçtığım gerçek,
dinleyerek yüzleştim;

uzaktaydım kendimden, kendim bildiğim herşeyden,
sadece uykuda çözülüyordum,
bir yatak dolusu rüyaya karışıyordum,
asıl mesele; ben saf kendim olamıyorum,
saf emreye katlanamıyorum,

bu yüzden, parçalarım kendimi,
ve her birini uçlara koyarım,
görmesin bir tanesi ötekini,
sonu sonsuz sorulardan bir monolog,

emr sag

Salı, Aralık 15

kanlı göz

uykusız gecenin sabahında, elimde durmaz gerçekler,
uyumadıkça açılır zihnim de ayıkken saklanır,
gece değil uykusuz yıllar lazım bana ki çözeyim herşeyi,
sevmek kolaydı ve vermek güzeldi de;
artık geçmiş gibi hepsi.

emr sag

Perşembe, Aralık 10

bayangamze

başladığın gibi bittin sende,
hayatıma girdiğin gibi aniden çıktın,
unutmak kolaylaştı zaten zamanla,
hatırlananlar hep aynı patikadan gidip, yol yapınca.

varlığın değerliydiydi belki,
ama yokluğun hiç zor değil,
benim için hiç dert olmadı zaten vermek,
alamamak da değil problemim.

istiyorsan beni hayatında,
belki yanında, belki güzin abla konumunda,
yapman gereken tek şey vardı,
o da dürüst kalmaktı.

belki okursan biliyorum ki diyeceksin "ben dürüsttüm",
ben de isterim ki öyle olsun;
ama sevmenin çeşidi yoktur,
ya seviyorsundur ya da hayır,
arasında isen zaten boşver,
ki zaten benim için artık yoksun.

emr sag

Çarşamba, Aralık 9

lost

lost,
lost within,
lost in deep.

can't find the way,
can't find where am i,
can't see a way.

where there is no place,
where there is no trace,
i don't even have a face.

most is white,
rest is black,
but all with no detail.

lost,
lost within,
lost in my brain.

emr sag

Çarşamba, Kasım 25

gitmeden

benim üstüme iki uzun demir çakmışlar,
zaman tren gibi gelir geçer üstümden,
ve tüm sesler sana dair,
duman yükselirken gamzene benzer,

inceyim, inceldim. içim değil arkam görünür benim,
nereye koysan orayım,
bıraksın beni korkular, seninle olayım

gün mesafe koymanın planlarını yapar,
vakit gitmeye doğru akar,
şimdiden sevmek, şimdiden bu kadar fazla;
beni senin içinde nereye koyar?

emr sag

esiriyim basit kafiyenin,

zihnim uykuyla bulanık iken.

Pazar, Kasım 22

you made me an astronaut

dredg - matroshka

with an overwhelming urge to tell you how i feel,
i can only tell, how much i am scared to lost you,
with the treshold of the memories on my shouder,
as a just a blessing, with a fuzzy feeling in my head,

i feel lost and found, maybe i'm not in the world,
yet, i've passed the moon, the mars and lots of stars,
maybe i'm in somewhere better but not heard or has a name,
and in here only thing has its colors left is;
endless need to hold and to be held.

emr sag

Çarşamba, Kasım 18

meteor sag

tüm atmosferi çizmiş,
bir baştan öteki başa gitmiş.

uzuuun bir kuyruk gerisinde,
kıpkırmızı, gecenin karanlığının içinde,

inceden bir ıslık çıkarmış,
hep güzel şarkıları hatırlatmış,

bu hikayede gerçek olmuş dilek;
kader onu yanına getirerek.

özlenir olmuş şimdiden,
arada azıcık bile mesafe varken.

emr sag

Pazar, Kasım 15

isterdim ki;

bob seger - turn the page

otururken;
avcumda elin olsa,
omzumda başın,
vakit beni sen geçse,
saat ise bize işlemese,
geçmişi ve geleceği önemsemesek,
sadece şimdide olsak,
sadece şimdi olsa,
sen şimdi burada olsan,

yatarken;
hayalin dolsa odama,
gölgen düşse yanıma,
ben uyurken bir hayal olsan,
uyandığımda yanımda kalsan,
sarılarak uyusak,
ruhum erise ruhunda,
ve her an hatıran kazınsa odama,
bu gecenin tek sahibi olsak,
sarılarak uyusak,
sarılmış uyansak,

herşeyden öte;
doğduğun günü, varlığımla kutlasam,

emr sag

Cumartesi, Kasım 7

bağırsam?

yağmur damla damla deler,
rüzgar belinden inceltir,
gece üşütür, gündüz çatlatır,
emrsag uykusuz; taş olduğundan beri,

yalan söylemekten öte yalan yaşamalı,
bir masa çok büyük bir ekrana sığmalı
ekranı da daralt sen bir kelimeye kadar daralmalı,
kölesi olalım kafiyenin, ve üstümden geçen çizgiden ibaret kalmalı

dar dünya, dar nefes, dar gece,
emrsag üşengeçliğin dar pençesinde,
yanlız da hem; kimler dinlesin?
bu gece bitmez; bitirmeyi de istemezsin?

derin nefes aldım, nefessiz kaldım,
ikinci nefeste baktım kendimden uzak, kapı dışındayım,
kendim yürümüşüm hem dışarı, çıkarken anahtar üzerinde,
kilitlenmez sanmıştım kapı, şimdi kilit kilit üstüne,

ama haklılar dış kapıdaki pis paspastır yerim,
ben bundan daha değerli de değilim,
derin dedikçe kazdım durdum kendime,
soğuk mezarın kurtçukları açtır cesedime.

öldüm artık, sıra çürümekte.

Perşembe, Kasım 5

olursun

dredg - canyon behind her

hep gezdiğin, bütün köşelerini ezberlediğin bir çöl olursun
ama bir rüzgar eser, harita değişirde kendine yabancı olursun,
sansan da bildiğini; her tanesini,
kendine engel gene sen, bilgelikten olursun,
sevgin muhabbetine engel, sevdiğinden olursun,
ellerinle şekil verdiğin tepelerin yerinde yabancılarını bulursun.

işte bu zaman uykulardan mahrum olursun,
uykularınla birlikte rüyalarından olursun,
tanıyamazsın kendini,
tanıyamadıkça kendinden şüphelenir olursun,
aynasız çöllerde kendinden olursun,
ağlayıpta, bir avuç su bulunca, yansımada kendini bulursun.

emr sag

Pazar, Kasım 1

acı

acıycak tabi, soğuk demir gene derinlerde,
beklediğin gibi, yazmıştın planlarını,
koy hedefini ulaşayamayacağın yerlere,
zihnin versin zehrini kana, yanında çeşni müzik,
uyku sayıklamalardan ibaret bu gece.

emr sag

Cuma, Ekim 30

dikiş

bi dursun vakit,
ilerlemesin saat,
az müsade etsin bana,
anlatacaklarım var benim.

anlatsam size emrsag'ı,
kafasında kareli kağıt,
her çizgide 10 metre duvarları,
binlerce hücrem var benim.

elimde kalem,
duvara vurdukça delsem,
her yıktığıma karşılık üç yenisi gelir,
kaybolmuşluğum sonsuz benim.

ama o zamana dikiş atsam durmaz,
ipliğim kumdan benim

emr sag

Salı, Ekim 27

quicky

set your aim to you can't achieve,
and get your desired aching

emr sag

Çarşamba, Ekim 21

bırak

long distance calling - apparitions

bırak yağsın uzayın taneleri,
bırak çıksın çivisi, bozulsun tüm düzeni.
neşter gibi boydan boya kessin dünyanın bedenini,
açılan yaraya beyaz bulutlar koşsun, pamuk gibi;
kan sağnak yağsın, kanasın tüm sema,
kafamızı delsin pıhtılaşan dolu taneleri.
gündüz biterse gece olsun;
aydan yansıyan ışık;
spotu olsun sahnenin, dünya sahnesinde sergilenen felaketin,
meteorların tiz çığlığı müziği olsun,
kokusu da buram buram kükürt.
iki çıkış kapısı olsun, biri delilik öteki ölüm,
ve azrail toplasın düşenleri

emr sag

Salı, Ekim 20

carrefour

bir koridor düşün, boylu boyunca kapılar dizili olsun,
durmadan yürüsen, sonu gelmeyen türden
her kapıda bin kilit olsun,
arkasından şen kahkahalar gelirken,
bütün anahtarlar kilitlerin yanında asılı olsun,
ama zincirleri hep bir santim kısa olsun.
emrsag uğraşsın dursun,

emr sag

Salı, Eylül 22

launch

while the last space shuttle leaves the earth, a lovely song were transmitted through out the planet. even although there were not any body to hear, a little something may still matter.

well, i stand at the edge,
and this world is at its end,
earth is all done, let's hope it's not scarce,
sky is all gone, let's breath space.

and take one seed from earth,
which all the rest shall spread around,
let that seed be our precious love,

even all of our cells die in a meteor crash,
only love would make it reborn from trash,

sky is all gone, let's breath space

emr sag

Cumartesi, Eylül 19

asfalt emrsag

iğrendim kendimden,
sıcak balçık, kaynarken,
toz konsa, nimetten sayarken
iğrendim bu halimden

emr sag

Pazartesi, Eylül 14

çirkin şehir, güzel şarkılar

dünden bu güne tek bir şey değişti,
tartsan, bir gram etmezdi,
bir kütleye sığmaz,
cebinde kimlik taşımazdı

ama

bugün hem ben,
hem şehir çirkinleşti
bir tek şarkılar güzel,
çünkü hafızalar silindi,
ama şarkılar;
iki gün arasına,
hafızanın üstünden delik deldi.

emr sag

Cumartesi, Eylül 12

long story, short

my very own thoughts about you,
cast a shadow in front of my eyes,
makes it rainy for every spot i glance,
makes it wet for every place i get.

this is not the only way for me,
from various ways, from the list of many,
i feel kind of doomed to pick the hardest,
the one full with rocks, curbs and abysses.

well days pass by the feeling of overwhelming countlessness,
well i slice a piece of emrsag one by one,
paper like statues of myself now hang on the walls,
next one on the top of each other,
congratulations, you have collected all of emrsag calendars.

at the very end of your story in my mind and further inside,
at the end of my sarcastic fairy tale,
in which for once i got picked to be liked and cared,
we are at the end, my dear,
emrsag have burned all the lust,
and now i stand at the end of all the things i felt for you,
and all of it ends with the word; farewell

emr sag

Salı, Eylül 8

çamur

etimizin yapıldığı toprak ile
kaybettiğime dair akan ya da kalan
(o beğendiğin mavi gözlerin arkasında kalan)
değersiz sulardan yapılmış bir gölün içinde
1000 metre derinde
bildiğim en büyük korkunun kucağında
ve son nefesimin en ucundayım


bu sevginin sonuda diğerleri gibi
anca cesedim görecek yüzeyi

emr sag

Pazar, Eylül 6

stones

dredg - ornament

Well, I've been aching for someone I barely met
Well, I've been begging for something I'll never get


stone, that's what i should have been made up with rather than flesh
flesh, and blood shall be snapped out of my bones
bones, should feed and light a fire
fire, that will ligh facedes of buildings
buildings, that made of stones
stones, which i should be made up from

emr sag

Perşembe, Eylül 3

koşmak üzerine

grails - soft temple eşliğinde yazılmıştır

ilerlediğim yol; bayır aşağı bir yol. vadinin içine doğru şu anda bulunduğum yüksek tepelerden kıvrıla kıvrıla iniyor. ama yol sabit değil, tepelerin altına gömülmüş devasa bir kalp çalıştıkça şişiyor ve pörsüyor.

ilerlediğim hep aşağı, hep seni çeken bir yol. yerçekimi kucağını açmış bekler gibi gidiyorsun. ilk önce yavaş yavaş, sakince hızlanıyorsun. hızlanmak hoşuna gittikçe daha çok koşuyorsun, tepe yukarı giden bulutların içine girdikçe daha da koşuyorsun, sis basıyor etrafını, hiç bir yeri göremiyorsun. ama olsun artık tüm gücünle koşuyorsun.

ilerlediğim yol dağlık tepelik bir yerden vadiye doğru aşağı, bir noktadan itibaren bulutlar kaplı, devamı algımın ötesinde, ama yol boyu göz alabildiğine yeşillik davetkar. ağırlıksızmışsın gibi nefes alma ihtiyacın yokmuş gibi koşmak güzel. hep aşağıya hep yerçekiminin kucağına. koşmak kolay.

ama bulutların ardındaki, vadinin o en sonundaki duvarda birden fazla emrsag sureti var.

aynı salaklıkla, her seferinde o taş duvara son sürat toslamakta.

aynı salaklıkla, kendi ağırlığı kendine engel, gene dağ bayır tırmanmakta.
ve yol boyu aklında rüzgar var, çünkü aşağı koşarken rüzgar fısıldar;
seviliyorsun emrsag, sevileceksin emrsag.

bilin ki rüzgarlar duvarların yalancısı,

emr sag

Perşembe, Ağustos 27

fena

şiir olsun diye değil, not almak için yazıyorum;

çok kızgınım kendime,
beyinsiz olduğum için,
aptal olduğum için
saf olduğum için
salak olduğum için
bu kafada kalmaya inat ettiğim için
inanılmaz kızgınım

emr sag

Çarşamba, Ağustos 26

gene itiraf

seni istedikçe,
ben istediğimi anlattıkça,
buna dair yazılar yazdıkça;
senin daha da uzaklaşacağını,
ardını dönerek koşarak kaçacağını ne kadar bilsemde;

ben gene burnumun dikine gideceğim,
gene emrsag olup,
gene yazacağım,
her yazdığımın seni uzaklaştırdığını bile bile,
günümüzde değer görmese dürüstlük,
dürüst kalmak için,
son yazım kesin kayboluşuna dair olana dek,
geldikçe/biriktikçe yazacağım,

odun olmayan/olamayan emr sag

senet

her boş anında ver elini,
tek başına geçireceğin zamanlarını da paylaş,
yanlız kalacağın zaman da olsun tabi,
benden arta kalan vakitlerde,

amacım sınırları geçmek değil,
aradığım pamuk topraklarda hakimiyet değil,
sen sen ol, ben ise zaten değişmemeye yeminli,
istediğim ortada bir çizgi,
hayatına temas edeyim ki;
mutluluğunun baş sebebi ben olayım,
ve tabiki hayat hep gülmek değil,
dert ve kedere de razıyım,
hayatından ne kadar ayırırsan,
o kadarında var olayım.

bana dair ise;
ceplerim hikayelerle dolu,
zihnim yapılacaklarla,
gezilecek çok yer var,
bir tek sensizlik engel,

emrsag

Cuma, Ağustos 21

kibrit

sağnak yağsın göktaşları,
kopsun tüm köprülerin halatları,
balta gibi kessin istanbul'u,
ölsün gençlik, yansın gelecek,
hiçlik doğsun doğudan, batıyı sel alsın,
ortasında ben, uzanayım keyifle,
yeterki beni sevmek zorunda olmayan biri sevsin,
başım dizlerinde, dünyanın sonunu izliyim,
benzin olsun tüm denizler,
kibritini ben atayım

emr sag

Perşembe, Ağustos 20

vesaire

the evpatoria report - eighteen robins road

hava daha sıcak, yazın son günleri,
gene gecenin demlenmiş saatleri,
elimde bir kutu, karşılıklı solmaktayız,
sebep; düşüncelerin bir tanesi sivrilmiş,
kafamda yüksek ses yankılanmakta,
ya hayır diyemediğin için sonra diyorsan,
eğer samimi olamıyorsan, daha kötüsü olmuyorsan,
ben sevgimden ve saygımdan sabrederken,
sabrımdaki ısrarım can sıkıcı olmaya başladıysa,
ve her çabam zaten sırtını dönmüş seni uzağa itecekse
vesaire

adettendir, gelenektir ve tekrarlayacaktır tabi;
ben sevdim,
ve tabi ki sevilmedim

emr sag

Cuma, Ağustos 7

kısa

her yeri siyaha boyamak kolay,
bana renkler lazım

emr sag

budala emrsag, budanan emrsag

yayvan ve yüksek bir ağaç ise zihnim
ve keyif dalları başka kıtalara düşmüşse
o kıtaların sakinleriyle anlaşabiliyorsam eğer
ve o kişiler beni umursamıyorsa
yine de bazı parçalarım yönelmişse onlara
ve ...

... istenildikçe kaçacaksa onlar
ve elde etmenin tek yolu önemsememek,
ilgilenmemek, sevmemek, varlıklarını farketmemek ise
ben uzandıkça kaçacaksa onlar,
ben istedikçe uzaklaşıcaklarsa,
sevilmek ve iyilik istenmemeyi
kötülük ve hakaret sevgiyi getirecekse...

son bahar kapıda,
budama vakti yaklaşmakta

emr sag

Çarşamba, Temmuz 29

pasta

ilk defa dinlediğim actarus - milkfloat eşliğinde yazılmıştır

dilim dilim karanlık,
lokmalar halinde iniyor mideme,
gece bir bütün pasta,
hayalin üstünde süs,

dilim dilim azalıyor vakit,
benim parçalarım da eşlik etmekte,

dilimde ise eşsiz bir tat,
her zamanki kader keder eşleşmesinden,
biraz lezzet bolca eziyet,
dilimde eriyor gece,

belki soslu,
beklemekten acılı,
müzik eşliğinde,
sindiriliyor bu gece,

emr sag

Salı, Temmuz 28

işgal

yabancı güçler sınırlarımdan içeri süzüldü,
işgal altında bedenim,
teslim olmuş halde ve
en basit sözler ile, bir sözünü beklemekteyim,

bedenim sırt üstü yere uzanmış
düğümlenmiş ipler üstümde,
ısrar yolları kapalı,
çözülmesini beklemekteyim,

okurum ve bilirim ki kafan karışık,
kararlar uzanabildiğin noktanın biraz ötesinde,
ama bak ben ise eşik gibi zaten yerdeyim,
ama ısrar yolları bana kapalı,

bende tüm sesler bir olmuş,
her düşünce sana dair,
işgalin altında,
teslim olmuş haldeyim,
gel desin, jnms

özet olarak;
sev beni

emr sag

Perşembe, Temmuz 16

böyle mi?

uyudum,
dalarken gündü zaman,
koyu geceye uyandım,

uyudum,
ben yatarken yazdı,
sararmış mevsime uyandım,

uyudum,
rüyamda kraldım,
sürgünde uyandım,

uyudum,
rüyada yanındaydım,
uzağında uyandım,

uyudum,
rüyamda istiyordun,
gerçekte kaçıyordun,

uyudum,
hayaller güzeldi,
sensiz gerçeklerle uyandım,

uyudum,
sevildim,
uyandım,
istenmedim.

emr sag

Pazartesi, Haziran 15

ağlamıyorum zaten

uğurladım yıldızları, ve bu veda çare olmadı,
saydım sayabileceğim kadar, meşgul kaldı kafam,
bire düşünce yıldızlar ve onu sayarken gözlerim kızarınca,
küller döküldü içimden dışıma, kuraklığım ağladı bu sabah,
sana dair bencilce düşüncelerim yandı kazan kadar kafamda,
küller döküldü yanaklarıma,

emr sag

başlık?

boynumda tasma,
ipi elimde,
verecek birini arıyorum,

sorsalar en önemlisi?
derim özgürlük,
kendimi kandırıyorum

aptalın tekiyim,
sancıları arıyorum,
abdal da olamıyorum

yanlızın tekiyim,
hafiften sallanıyorum,
artık saçmalıyorum,

emr sag

Salı, Haziran 9

ısrarla kafiye

gün bana doğmadı, şafak zaten olmadı, gece aralanmadı,
emre dilim dilim doğrandı, bir arada tutan sebep de kalmadı,
gitti fer, elimde gerçekliğin havuzunun tıpası, bu şafak da aydınlatmadı.

biraz daha karanlık koyun yatağıma, çarşaf tamam da sıra yorgan da.
yorgan tamamsa çakalım iki çivi, tahtalar kapansın, olsun küreksiz gemi.

emr sag

Pazar, Mayıs 31

hayat

bir ülkenin bir şehrinde,
o şehrin bir yolunda bir kaplumbağa öldü,
öldüğünü ne gören ne duyan oldu,
kabuğunu bir kişi gördü,
gören de unuttu ertesi gün unuttu,
üstünde 10 yıl geçince anlamı,
20 yıl sonra izi kalmadı.
hayat zaten bu kadardı.

emr sag

Çarşamba, Mayıs 27

feryat, figan

söyle emre, lütfen söyle nedir derdin?
konuşurdun eskiden, şimdi neden sessizliğin?
takıldın mı bir yerde ya da yıkıldın mı yere?
ne zaman bıraktık adım atmayı?
yaşadıkça, yarını gördükçe yeter demeyi?
nerede küstük seninle?
neydi küstüren bizi?

tek tahminim;
yanlızlık sonunda yıktı bizi,

emr sag

Cumartesi, Mayıs 16

pasif

belli olmasın rotam bu sefer,
çizilmesin planlar kafamda,
gölge yapmayayım geleceğe,
düşeyim yavaşça koltuğa,
sadece oturup izliyeyim olanları,
kader benim için yazsın sevgiyi,
yavaşça uzansın derinlere,
bu sefer elimde kürek olmasın,
ve elime yürek toprağı bulaşmasın,
ağaç gibi yeşersin, kök salar gibi gitsin derine
bu sefer acele olmasın ve acele bitmesin,

emr sag

Pazartesi, Mayıs 11

22 yaşın öğrettikleri

her geçen gün,
her yeni bilgi,
her yeni insan götürmüyormuş seni daha ileriye,
ve işte; her yeni bilgi daha çok bilmek değilmiş,
düz mantık da hizmet etmiyormuş insanoğluna.
her yeni şafak mutluluk getirmiyormuş,
geriye de gidiyormuşuz, geriye de gidilebiliyormuş,
vakit her zaman gelişmeyi değil, bazen ve çoğunlukla daralmayı da içeriyormuş
yarın denince hep umut kaplamıyormuş bedeni
kara bulutlarda belirebiliyormuş

zaman hep ilerlemek değilmiş
hep gelişmek, hep daha iyisine ulaşmak değil,
genellikle bıçak gibi kesermiş dilim dilim insanı,

bazı şeyler varmış, tadılmaması gereken
bilinmese daha iyi olacak gerçekler de içeriyormuş hayat

emr sag

Cuma, Mayıs 1

müslüman ağaç

cami külliyesinde ağaç olsam,
gece boyu şadırvanın sesi ninni,
serin bir gölge olsam,
rüzgar esse inceden,
gün batarken en çok ben izlesem,
boyum uzun,
güneşi ilk ben görsem,
minareyle yarışta hep ben geçsem,
uzun bir ağaç olsam
uzun yaşasam,

emr sag

Salı, Nisan 28

istek listesi

düş yerden göğe,
yağmur topraktan buluta yağsın,
şafakta batsın güneş,
saatin camı çatlasın,
mevsim kışa dönsün yeniden,
dışarsından daha sıcak olsun içim,

zaman veresiye yazsın,
bir kaç gün geri alınsın takvim,
hatalarımızı tekrarlayalım,
gene aynı aptallıkla geçirelim günleri,
hatlarımıza sadık kalalım,

başa sarabilelim rüyalarımızı,
tekrar tekrar izleyelim,
kuklaların ipleri elimizde olsun birkaç dakika daha,
sevdiğimiz şarkı ilk kez bir daha çalsın,
bir daha keşfedelim,

gündüz olmasın,
gece de olmasın,
vakit şafak kalsın,
huzurlu kalalım biraz daha.

emr sag

Pazar, Nisan 26

dar zaman, bun* zaman

1
efkarın son demi de damladı elimden yere,
gene gece, gene bir gömlek gibi çıkardım benliği,
o benliğin yeri, dolaptaki nicelerinin yanı,

2

kendimden soyunup, kendimden arındığımda yine aklıma düşen sen oldun,
hayatımdan günler çıkartıp, hafızalar silinince, geri döndüğüm nokta sen oldun,

3
en yeni, en son acı, daha fazla dönüp durmalı çevresinde,
daha fazla tatmalı,

4
aşkın yokluğunu bile özler oldum,
varlığı zaten ihtimal dışı,
aradığım bir gram acı, tutayım avcumda, bakayım gündüz ve gece,
o zaman belki görmem aynaları,
sahi kim dikiyor bunları her yanıma?
bana gerek balta olacak bir acı,

5
belki korku, belki başkasını sevmemeye karar verdin,
yanlışım olsa kızacağım kendime,
sana kızmak zaten ihtimal dışı,
söyle nasıl kabul edilir, söyle nasıl atlatılır?
emre bir gömlek daha çıkartır,
asar dolaba, diğerlerinin yanına,
karşıma gene geçmiş çıkar,
gene silinir bir kaç gün, belki bir kaç ay

6
yarım yamalak yazmalı bu gece
zaten yarım yamalak halim hayatta,
ölmekte milyon hücre,
doğmak istememekte yerine gelecekler,
ve gün saymakta, umutsuz haldekiler,

7
gece koyu,
dar zaman, bun zaman değişmemekte
emre'nin son demi, elinden yere düşmekte

emr sag

(*bun = bun-al-mak kelimesinin kökü olan bun, "bun geldi" şeklinde kullanılabilir, en azından eskiden kullanılırmış)

Pazartesi, Nisan 13

bitsin

damarımdan kan çekilmiş gibi,
sıkıntı adam boyu, keder dalgaları 30 metre
emre dipsiz kuyuda düşüşte, hala yere değmemekte
duvarlar daralmakta, duvarlar düzleşmekte,
emre bu sefer cidden kendinden geçmekte,
of vur baltayı cellat iplere, bir devir kapansın,
tembellik ve korkunun buzu kanla kaplasın,
emre gene esiri basit kafiyenin,
bir nefes sonra herşey varsın olmasın,
bir nefes ey dostlar, bir nefes
bir nefes alayım, verdiğimde şafak söksün dağ tepe,
belki biter, belki biter, belki biter, hayır bitsin bu gece

emr sag

Pazartesi, Nisan 6

ayna'nın masalı

geçmiş zamanların birinde bir ayna ve o aynanın bir derdi varmış
ayna yanlız hisseder, yanlızlıktan dert yanar, yanına birini ararmış

o ayna hep dolaşmış, bir sürü insanlarla karşılaşmış,
arkasına düşen yansımaları gördükçe, onları hep kendine benzetmiş
ve hep demiş "ne kadar benziyoruz senle ben" diye,

ama insanlar baktıkça aynaya, kendilerini görmüş,
ve hep kendilerine ve geçmişlerine dönmüş,
aynada yanlız kalmış.

emr sag

Pazar, Nisan 5

engel

sahip olduklarım, olamadıklarıma ulaşmama engel,
bulunduğum noktada taşıdıklarım, gitmek istediğim yere gitmeme,
kullandığım kelimelerden örülü duvarlar, yeni kelimelerin olduğu yerlerin önünde,
eskiden kalan izler ya da önceden sevdiklerim, yenileri sevmeme,
geçmişten kalanlar, yeni riskler almama,
ve geçmiş zamana çivilenen dilimlerim, yeni adımlara
ben gene bana engel,

emrsag, kendine engel

post-serenat

sana dair çok şey yazsam,
bin şarkı milyon yazı döşensem,
hepsi aynı şekilde söyleyeceklerimin özüyle bitecek;

özür dilerim;
seni ikna edemediğim;
ve kendimi çiğneyip, sözüne karşı gelemediğim;
ve gösterebileceğim son çabaları göstermediğim;
yüzüme vurduğun kapıya yüklenmediğim;
var olduğuna emin olamadığım bu ufak şansı değerlendirmediğim için

özür dilerim.
not: kendinle mutlu olmanı dilerim.

emr sag

Perşembe, Mart 26

samimi, itiraf, bardak?

sadece söylenişi güzel olsun diye yazmıyorum bu söylediğimi takip edecek cümleleri;
kendi içimde boşlukların ve fazlalıkların kontrolündeyim
sırtımda kendi eksiklerime faydası olmayan yükler taşıyor
ve çukurlardan kaçıyor gibiyim
(o çukurlar ki parçalanmaktan ve dilim dilim azalmaktan kaynaklanıyor.)

bu yüzden bana birşeyler katacak, boşlukları kapatacak ya da unutturacak
birilerinin ya da birşeylerin peşindeyim.
çünkü fazlalık dediklerim sıkıntı değil başkalarına çözüm olacak şeyler

yazmak ise anlık bir çözüm,
3. bir kişi gibi, gözlemle, kişisel ilişki kurmadan anlatmak gibi;
biraz yükseğe çıkıp geçmişi ve geleceği biraz daha iyi görebilmek,
bir mola alıp, derin bir nefes almak gibi.
uzun tren yolculuğunda, mola verilen küçük köy istayonu gibi
tabi sis basmadıkca ya da gökte bulutlar uçuşmadıkça...

emr sag

Cuma, Mart 20

yamaç

ben yamacın ucunda,
ayaklarım sallanmakta yamacın ucunda,
dalgalar metrelerce aşağıda ayaklarıma ulaşma çabasında,
bir serin-ılık rüzgar geçmekte üzerimden,

yamacın tepesinden bir bulut inmekte aşağıya,
yaz mutluluğu değil, bahar hüznü yaşanmakta aslında
daha da samimi halim bilir ki aslında hüzün de değil yaşanan
renkler soluk; salt gerçeğin salt yalınlığı yüzünden,

tepeden bir beyaz-gri bulut salına salına inmekte,
farkeden ben rüzgara umudunu bağlamış
ama bulut alçaldıkça grileşmekte ve yavaşça sise dönüşmekte
ben ise atmosferi tek nefeste ciğerine toplamış
ama hala çözümü rüzgarlardan beklemekte,

off aman her söze illa kafiye gerekmiyor ki
kıçı sanki kayalara yapışmış gibi oturmuş kalmışım
burası neresi? cevap: dünyanın son ucu
sanki tek ince dal ben kalmışım,

emr sag

Salı, Mart 17

el sallamak üzerine

kış arefesi, yaprak mezarlığı misali,
fazla derine inmemiş izlerini yüzeyden temizledim
aslında derdim de senden çok kendimle
ama bu gece, sana iyi geceler diyebilmek istedim.
beni hangi sınıfa koyarsan koy,
seni uyku diyarlarına ben uğurlamak istedim.
sevgi ya da etkin değil ufak bir iz gibi kalmış,
sanırım ben de ona tutunmak istedim,
hissetiğim hüzün de değil hani,
kendi içimde tekrardan yeni bir yere geldim.

emr sag

Pazartesi, Mart 16

birinci ihtar

ben dediğim bir araya gelmiş bir kaç damla sıvı,
kirli bir küvetin içinde kendi halinde dalgalanır,
şimdi ise dipteki tıpa çekilmiş gibi,
hortumlarla, girdaplarla çalkalanır,
ben ise tam bir salak;
anca bok yolunda aklanır ve akıllanır,

emr sag

Cumartesi, Mart 14

derin

gel soğuk metal, göster merhametini,
bu gece dar, aç havadar delikleri

hayır sen değilsin bu darlığın sebebi
sahne de oynayan da benim,
kafam kopmuş gibi, hissizleşmekte cesedim,
ama hayır, giyotini kuran ipi kesen de benim

emr sag

Cuma, Mart 13

melankoli mesaisi

hissettiğim soğuk bir esinti,
belki yanlızlığın belki gecenin etkisi,
etki ise karanlığın içime işlemesi,

geride bıraktığım zekamın belirtisi,
geleceğin geçmişe sabitlenmesi,

ben ise keşkelerin esiri,
anım ise melankolinin mesaisi.

emr sag

Perşembe, Mart 12

tsunami

açığa düştü gök taşı
anca şimdi geliyor dalga,
sen de sevemedin sonuçta
bundan sonra sevemez beni dünyadan biri
ben kurayım uzaklara kalemi
dev şatomda tek başıma
kimse de istemez ki
gel gece, gel dalga örtün kaplayın beni,
bir nefesim kesilse, kesilir hissettiklerim,
korkum örter anı,
korkma emre, emrelikten çıkmaya az kaldı

emr sag

Çarşamba, Mart 11

kişisel not

insan ne dilediğini söylerken dikkat etmeliymiş,
bakalım emrsag 23 Şubat'ta yani bundan 16 gün önce ne demiş;
ve diledikleri nasıl gerçek olmuş;

bir porsiyon karanlık

bu gece dar geldi, daha derinini getirin,
bu keder de bitti, yenisini getirin,
efkarım tükendi, dizin yeni dağları önüme,
kuyunun da sonu, sarılın küreklere,
gömün beni daha derinlere,

emr sag derinlerden bildirdi.

Pazar, Mart 8

salt

gece boyu sen uyurken,
rüyalarının başında nöbet bekledim,
ve şafak vakti, güneş doğarken
seni ışığa emanet ediyor,
hayallerinle uykuya dalıyorum.

emr sag

laflar, hayaller

hayatın bereket çeşmelerinden güzellik akıyor,
ben buna dair her şeyi yazsam ve anlatsam,
bin kelime yazsam, biner betimlemeyle bin hikaye yazsam,
dilime gelen herşeyi yazsam, hepsinden yüzer yüzer çoğaltsam,
bir anda içimden geçenleri anlatabileyim diye umsam,
o umutlar bulut olsa, o bulutları derin iç çekişler taşısa,
gene yağmur yağsa, hüzünsüz olanından
yazın yağanından, ılık ıslatanından,
bir dudak bükülse, kenarlarından üste,
zaman gece ya da gündüz olsa farketmese,
zihnim kafamdan bir beş karış daha öteye gitse,
şu anda zamana bir çivi çaksak,
o çivi tüm fezayı delse,
ucu da biz istedik diye sonsuza değse
klişeler benim için ilk kez söylenmiş kabul edilse,
bu vakitler çok güzel,
bu vakitlerin bereketi çok olsa
hiç biri olmadıysa; bir dudak bükülse,
sebebi ben olsam,
mutluluğa doysam.

emr sag

Cumartesi, Mart 7

uyku

zaman daha çabuk geçer belki,
hem kim bilir? kimdedir rüyaların kalemi,
kimleri çizer zihnin üstüne,
off, of. keder bastı zaten son andan beri,
izin çıktı sol yanımda,
sızlıyor inceden,
en iyisi atlamalı zamanda,
koyu laci denizlere dalmalı,
hem kim bilir dalgaların hakimi kimdir,
köpüren sular arasında kimi getirir,

emr sag

Cuma, Mart 6

yeniden kendime

halınan altına süpürdüklerim,
biraz sırt çevirip, bazılarını görmezden geldiklerim,
masada karşı karşıya oturanlarım,
gece zombi, gündüz mülayim olanlarım,
vampir yanım, oyuncu tarafım,
havada süzülen tüm adalarım,
toplanın.

emr sag

Salı, Mart 3

bir porsiyon emrsag

kelimeler, gücüm kadar emrediyorum,
gelin, toplanın bu gece,
bu gece emre bir zamk arıyor,
parçalarım düşüyor fezadan,
gelin bir arada tutun,
bu gece, bin emre bire düşüyor,

hadi,
kuraklığın sonu geliyor,
geceyi boydan boya tek bir çizgi çiziyor,
gök yarılıyor ve semadan renkler yağıyor,

off olmuyor,
her parçam gene bana dönüyor
ama; kelimeler eksik kalıyor.

emrsag

Cuma, Şubat 27

ben var ingilizce saçmalamak

collect the trash in your mind, create your dream,
give me a little role in, let me be a part of it,
you may dream of somebody else, i don't care,
give me a little time, lend me a little part in it,
two seconds are enough for one little kiss,
you don't have to feel it, share a chick, let me feel a little bit

emr sag

Pazartesi, Şubat 23

bir porsiyon karanlık

bu gece dar geldi, daha derinini getirin,
bu keder de bitti, yenisini getirin,
efkarım tükendi, dizin yeni dağları önüme,
kuyunun da sonu, sarılın küreklere,
gömün beni daha derinlere,

emr sag

Salı, Ocak 13

selam ayna, ben geldim

ah evet malesef konuşacak herkesin işi vardı, ya da canları sıkılmıştı artık. haklı gibilerde aslında sıkılmakta. neyse,

evet malesef konuşacak herkesin işi vardı ve konuşmak istediğim son kişiyle konuştum. yani sürekli kafadaki çok seslilik değildi bu, en klişe laf ile aynadaki yabancı ileydi. yani gözler, çene, seyrek sakallımsı varlıklar, kollar hepsi hepsi yabancı gibi

örtüşmüyor. yani
kelimeler bitti.

sağolun dostlar tanıdığınız bir emre var sanırım, ama ben o değilim.
tanımayanlar içinse dert yok zaten, ben zaten yabancı biriyim.

biraz daha kelimem var sanırım;
yani ayna sanki bir cam, karşıda bir palyanço var her hareketimi taklit eden, ve ben ne düşünüyorsam onu düşünmeyen.

ne zamandır aynaya bakmıyordum ben? yani bakıyordum da görmüyordum.
kayıp ki ne kayıp, ayıp ki ne ayıp.

tamam asosyalim belki, fazla insan ile görüşmüyorum bu kesin, ama görüştüklerimin bile tanıdığı kişinin ben olduğumdan emin değilim. bu kimim ben? bunalımı değil. önceliklerim -uygulamasam da- sıralı, sevdiklerim belli sevmediklerim. sadece sanırım o kadar asosyleştim ki kendimden bile uzaklaştım. kendimden dediğim sizlerin bildiği yüzüm filan yani cesedim.

kasıtlı mı yapıyorum diye de düşündüm hani, belki seviyorum kendime dert çıkarmayı filan. bu o durumlardan biri değil, en azından zihnimdeki renkleri öyle değil. o dertler mavi kartonda olurdu hep, mavi karton üzerine kağıttan duvarlar filan.

artık renkler de yok sanki.

kısacası ben sizin gördüğünüz kişinin kim olduğunu tanımıyorum.
ve bundan dolayı üzülmüyorum bile. üzülemiyorum ya da.

neyse, zaten okuyan da yok. yani okuması gereken kişiler okumuyor. (evet sen birtan, kardeş müsfettesi)

emrsag ya da herneyse.

Pazartesi, Aralık 29

emrsag uzaydan bildiriyor

boşluk
hep boşluk,
var olanın üstüne koydum, gene de boşluk.
vakit geçti, hep gece kaldı, gene de boşluk.
kendime baktım, aynaya baktım gene boşluk,
düşlere baktım, hayallere daldım, gene boşluk,
kalbime baktım, aklıma baktım, gene boşluk,
sevgiye baktım, sevgisiz kaldım, işte karadelik.
düşündüm, baktım, hep gördüğüm boşluk,
bildim ki ben bir kara delik, ne var ne yok yuttum, var olanı yok ettim
sonuç; boşluk

emr sag

Cumartesi, Aralık 20

içten

ah, boğazımda bir düğüm.
çözebilmiş değilim ve çözemediğim için kelimeler kusmayacağım.
hikayeler yazamayacağım.
sadece sıralayacağım peş peşe sızan bir iki tanesini .

kendimi anlatayım size,
bir göl düşünün, deniz gibi büyük ama hapis karalar içinde.
kıyısından bakınca sadece su görsenizde,
gördüğünüz sınırın ötesinde,
bir köle kendi içinde.

sonra bir kayalık düşünün, doğruca uzansın gölün içine,
belki 50 belki 150 metre, doğruca saplansın buz mavi derinliğe,
gemiler yüzsün gölde, kendi telaşları içerisinde yüzsünler,
ama çarpmasın diye gemiler, bir fener olsun kayaların ucunda
bu fenere bir bekçi yapın beni,
sonra kimse gelmesin yakınıma

tepemden bir ışık yansın sürekli,
her tarafa uzansın ve aydnılatsın,
biliniyor olsun varlığım, belki bahsim geçsin iki sohbette
ama ışığım sayesinde bilinsin ki kayadır yüzeyim,
ve geçmesinler yakınımdan,

emr sag

Perşembe, Aralık 11

çıkmaz sokak

olmadı;
sana yazamadım,
üstüne 2 hayal koyduğumda; belki de bir destan tamamlardım,
ama yokluğuna yazamadım,
belki de hiç var olmadın,
belki de bende sana ulaşamadım,
ya da zaten sen hiç istememiştin ve açmamıştın kapıları,
neyse artık vakit geç,
bıraktım hayal kurmayı, döndüm gerçeğe
o gerçeğin ise,
yazılamaz üzerinde.

emrsag

Pazar, Kasım 30

altın kubbe

altın tozu düşüyordu tavandan, yıkılıyordu altın kubbe,
erdeme vardığımız vakit, yok oluyordu her şey,
sabaha her şeyin yeniden kurulması gerekiyordu,
cehaletin yorgunluğu ise geceden üzerimize çöküyordu,
omuzlarımıza toz düşüyordu, miskin kemiklerimiz çıtırdıyordu,
elemden yükler biniyordu birbirinin üstüne,
zaman yavaşlıyor, anlar genişliyordu,
bildiklerimizin altındaki tıpa çekilmiş gibi unuturken biz,
altın kubbe çatırdıyordu, yıkılıyordu hayaller,
yarın tekrar kurulmak üzere...

emr sag

çöp

aşkın harıyla demimizi verdik,
geriye posamız kaldı bizim,
bardaklar zehir dudaklara değdi,
değerimiz bilinmedi bizim,

emr sag

Salı, Kasım 25

deniz

deniz gibidir zihin,
dökersin, boşaltırsın dertlerini,
ilk önce dalgalar götürür açıklara,
sonra fırtına başlar,
ya da mühim değil, rüzgar eser hafiften,
düşsel çöplerin vurur sahillere

deniz gibidir zihin,
dalga dalga getirir fikirleri,
hoşuna gitmeyince insanın,
önüne kayadan setler çeker,
o dalgalar yalar kayaları,
her dalgada aşındırır,
sonunda açar kendine bir yol da
sel olur akar kendine.

dalga gibidir, deniz gibidir zihin,
çok dalıncası tutar insanı,
hem anaç hem hırçındır
hem besler hem eskitir insanı,

emr sag

Pazar, Kasım 23

hatıralar müzesi

bu aralar, epey eski zamanlarda kaybolduğum mekanlarda geziyorum
benden sonra sanki biri oraların tozunu süpürmüş,
fotoğrafları duvarlara asmış, hatıraları müze yapmış gibi.
yabancı gibi geziyorum hatıraları,
o hatıralar, zamanın maskesi düşmüş hali gibi
ya da hatıralar zaten zamanın maskesiymiş gibi.

emr sag

Cumartesi, Kasım 22

ağlama güzel

gel içten içe ağlamıyalım,
kuralım masaları, yapariz iki şiş balık,
efkardan kaf dağı masalları anlatırız birbirimize,
gel ağlamayalım, ıslanmasın yanaklarımız,
bilirim ki; için dolu dışın boş,
insanlar koşuşur içinde de, yanında duran yok,
gel kuralım masayı, anlatalım efkardan yapılmış uzakları,
bilirim gündüzün gecenden sıcak olmasını,
yanlızlıktan üşümeyi,
yabancılıktan sancımayı,
ve kimsesizlikten dolayı kendinde kabolmayı,
o kimsesizlik ki kaynaklanır beş cüzdan dolusu kimlikten,
gel ağlamıyalım bu gece, ıslanmasın sokaklar,
kurarız fakir sofrasını, üstünde ekmek, tuz, soğan,
ve nasipse oltalara birkaç şapşal balık, belki doyar karnımız,
ama ne yapsak doyar aç ruhlarımız?,
ağlama be güzel, belki hidayet olur aşımız,
olmadı; belki de erdem doğurur acımız,
o acımız ki; kaynaklanır cehaletimizden,
herşeyi bilipte; hepsine sırt çevirişimizden,
ağlama güzel varlık, sel olmasın sokaklar,
bilmez misin? insan dolu o damarlar,
bilmeseler de seni tam, anlamasalar da tenini,
ruhuna teğet geçseler de hergün,
ruhtan birer silüet onlar,
ağlama istanbul, daha yarın var.

emr sag

Pazar, Kasım 16

çatlak

ayaklarımı sürüdüm yol boyu,
kar yoktu, varmış gibi sürüdüm,
sesler çıktı, yol adeta çığlık attı,
çıkan sesle gök boydan boya çatladı,
çatırtılar sardı etrafımı,
sonra gök yarıldı bi uçtan ötekine,
sonra yıldızlar döküldü teker teker,
bu gece, vakit bana elem ve keder.

emr sag

Pazartesi, Kasım 10

toz

ağlasam, bağırsam ve çığlık atsam;
sadece kendi içimde yankılanır sesim,
kendi hacmimin içinde, boşlukta bir esirim,
dörtyüz yıllık kervansaray gibi;
sahibiyken uzak yerlerin hikayelerinin,
mekanı olmuş tozdan yapılmış hayaletlerin

emr sag

Pazar, Kasım 9

elmasag

güneş ışıldadı üstümde,
gösterdi üzerimdeki günahtan benekleri,
kızardım utançtan ben,
o güneş yaktı kuruttu dalımı,
oldum ben, artık hazırım aşk;
gel topla beni dalımdan

topla dalımdan beni,
sun altın tepside değer bilen ellere,


emr sag

Cumartesi, Kasım 8

itiraf 2

hayallerim umut ateşinde kaynarda yükselir göğe,
eğer bakmazan o göğe bağrımdan çıkmış hayallere,
üşür titrerde yağmur olur yağar üstüne,
buluttan toprağa kadar olsa da ömrü hayalimin,
değerde tenine düşerse yere,
o damla değer bütün bu gecelere.

emr sag

Perşembe, Kasım 6

duygusal fahişe

aşkları taşıyor, aşkları satıyorum,
malzemesi kendim tarifler yazıyorum,
benden yapılmış sevgiler satıyorum,
günün sonunda kendimde tartıyorum,
sonuçta hep aynı rakamı buluyorum,
kendimden eksiliyor, gene kendime kalıyorum,
sabah koparttıklarımı gece yapıştırıyorum,
toplanmış eski aşklardan oluşuyorum

emr sag

Cuma, Ekim 31

özet

yükselmekteydi dertler ve sıkıntılar,
dağlar gibi tepeler gibi,
ve düşüşteydi her zaman hayallerimiz,
ellerimizden ve gözlerimizden

emr sag

Perşembe, Ekim 30

hallerim

-dim hali;
vurgun gibi geldi, döndü başım, döndü oda.
bir saniye baygın kaldım, sonra uyandım,
ama baktım ki artık farklı bir bendeydim.
en yakın hatıram ile sanki 3 yıl gerideki halim,

gibi hali;
araya figüranlar almış gibi,
onlar oynarken ben yatak döşek yatmış gibi,
yatarken halsiz, rüyalara gerçekleri katmış gibi,
uyanınca ve yanlışların farkına varınca saplanan acı gibi,

son halim;
vurgun gibi geldi, döndü başım, döndü oda.
bir dakika baygın kaldım, baktım yazdıklarım,
ama baktım ki farklı bir ben olarak yazmışım,
en yakın halim, ben değilim ama kelimelerim.


emr sag

tekerleme

kemikten küre biriktirir kelimeleri,
biriktirdikçe kelimeleri, sıkışır yeri,
sıkıştıkça geceleri, nasıl anlatmalı dertleri
delmeli kemikleri, kelimeler seçilmeli,
dolsa dert, aksa acıtır delikleri,
doldurmalı mı boşaltmalı mı derinlikleri,
boşaltıcaksak ne zaman delmeli kemikleri?

emr sag

etkisiz eleman

ışıksız gecede karanlıktan kaçarken;
kusurlarımdan duvarlara çarptım,
çarptıkça yaralandım,
ve geride kendimden parçalar bıraktım,

düşen parçalar ile eksiliyordum;
rüyalarla kapladım eksik yerlerimi,
ne zaman ki karardı derinliklerim,
kayboldu beyaz buluttan hayallerim,

bedenim şimdi delik deşik oldu ,
parçalarım dökülmekte, eksilmekteyim,
kendi hikayemde etkisiz eleman
kendi hayatımda figüran haldeyim.

emr sag

Pazar, Ekim 12

ben var bu zamana ait olmamak.

cebinde misketleri vardı, yere düşünce hepsi etrafa dağıldı,
mahallenin çocuklarının misket babası;
hayaller dahi kurşunlanır olunca yaralandı,
azıcık un, bolca umuttan yuğrulan gariban ekmeklerinin yerini;
zehir gibi acı, iki yudum içkiler aldı,
cebi misketle dolu evsizlerin devri kapandı.

emr sag

Perşembe, Ekim 9

inanın aptallar neye inanıyorsanız

fotoğraf : James Nactway . (dünya üzerinde bir yerde, ölen bir bedenin bıraktığı iz)

dünya bizlere bir gelinlik giydirmiş,
sonrada o beyazları bize kefen eylemiş,
bir rüyaymış; uyandığın anda unutmaya başladığın,
gerçekler hep yalanmış, balon gibi hep havada kalmış.

dünya dönmüş, biz insanlar savrulmuş,
ama nasıl olduysa hep aynı yerde kalmışız,
güneş tutulmuş, ay tutulmuş ve biz hep kararmışız,
bizler sanki bir beyaz kağıt; günahtan yağmurlarla yıkanmışız

sonra bakmışız geriye, "nerelerden geçtik biz?" diye,
gördüğümüz ise sadece bir kalıp; bir iz çamura bastığımız bedenimizle,
ve altına kanımızla attığımız imzamız; metalin soğukluğu ve sıcaklığı ile,
yerde yatan insanlığımız, çürüyüp giden ise ruhlar, yani bizlermişiz.

emr sag

Perşembe, Ekim 2

kahpe

ulan dünya, ya sen kahpesin ya ben,
ya sen omursuzsun ya ben,
konduramıyorum kendime,
kabullenemiyorum belki de,
belki yarınlar lazım bana düzelmeye,

senin yarınına da geçmişine de lanet olsun,
adam olarak adım attık sana, yemiş olsak da yasak elmayı,
nimetin bile belki yalandan, arattın bize ilk günahın bahçesini,

gezgin olarak geldik, gideceğiz bu diyardan elbet;
ama bir an için bile dertsiz bırakmadın bizi zaten,
baksana: köpek bile dertsiz tasasız, gezgindir diyarında,
bizim için ise adeta kartondansın dünya.

emr sag

Çarşamba, Ekim 1

çalar saat

vakit tamam,
çaldı alarmlar,
uyanma zamanı geldi,
ama ulaşılmaz zihinlerimiz;
miskinlik sosundan denizlerde uykudalar.

ve bizer:
bilgiyle dolup, cahilliği seçmişken;
omuzlarımızdaki ağırlığın çaresi uykular.
ama vakit tamam, hadi çalıyor alarmlar,
uyan, doğrul, kalk ve silkelen bir;
belki ufukta umut, önümüzde uyanış var?

Çarşamba, Eylül 24

rüyan oldum

serptim hayalleri yavaşça zihnine,
tuttum akışkan zamanı ve mekanı,
sabitledim istediğin yerde,
hazirsa herşey katıldım müsadenle ben de,
rüyan oldum bu gece

emr sag

sadece geçiyordum

sadece geçiyordum, ve atmosfer dünyayı terkediyordu,
yok oluyordu sihir gibi ciğerlerimde ki hava,
sadece geçiyordun sen ve ben sadece geçiyordum kendimden.

emr sag

Salı, Eylül 23

dinlerken

yabancılıktan sancıyor her yerim,
bu halime neredeyse ağlamaklı oluyorum,
bu halime ağıt yakıyorum.

insanlar değil, şarkılar anlıyor ve anlatıyor beni,
sözlerde değil, ritimlerde notalarda buluyorum kendimi,
sancıyor her yerim, özellikle eksikliklerim.

gece hem ilaç hem zehir oluyor,
birkaç yerimi örtüyor, açıkta kalanı üşütüyor,
beni bana tamamlayıp, gene yabancı kılıyor.

tren gibi geçiyor insanlar üzerimden,
ben ters yöne gitmek isterken,
yabancılıktan sancıyor her yerim.

emr sag

Perşembe, Eylül 18

itiraf

tatli bir uyku değil, karanlik bir delik çağırıyor beni,
suçlu ise yanlızlığım, o deliyor bedenimi,
düşüyor iken içeri, arıyorum benimki gibi bir eli,
sen benimle aynı kumaştan gibisin, eksik burada senin gibi biri,

ve belki de sen lazımsın,
ama neden ulaşılmazsın?

ama bil ki, ulaşsaydım bırakmazdım seni.

emr sag

Salı, Eylül 16

Yazmak üzerine

dredg - whoa is me
"... when the water comes, i'll overflow ..."


bir ova gibidir yazanın zihni,
dertleri tasaları ise ovayı çevreleyen sıra dağlar,
akan gürleyen dereler, nehirler kelimeler taşır ovaya,

sonra ilham gelir, ilham güneş gibidir,
ilk başta ovayı kasıp kavurur,
su olur buhar olur elinden uçar gider kelimeler,
sıcak boğar, nem iflahları aşındırır,
ilham ilk sıkıntıya sokar.

sonra o uçuşan kelimeler, güneşin yokluğunda hafiften bir araya gelir,
gökyüzü tenceresinde, rüzgarlar kepçe pişerler,
havalar iyice soğur, ovaya sessizlik hakim olur,
hava buz keser, iyice çekilmez olur hava,
ve sonra dertlere tasalara kar yağar,

sözler hazırdır uzak tepelerde, ovadan bakınca görürsünde,
gitmeden tepeye, basmadan çıplak ayak ile karlara, bilemezsin soğunu,
sonra tekrar baharı bekler gibi ilhamı beklersin,
ve ilham geldiğinde o tepeler ısınır, o karlar erir,
ve ovaya kelimeleri taşıyan nehirler, dereler belkide ırmaklar çağlar.

ovaya bahar gelmiştir, kalemlerin ucunda mürekkep, havada buram buram kelime kokar.
ve sular sel oldup aktığında, yazan kendinden taşar.

emr sag

Cumartesi, Eylül 13

eğer

bir kanadım olsaydı,
uçurumlardan içeri uçsaydım,
dağ, tepe uzak mesafe aşsaydım,
keşke özgür olsaydım istediğim kadar,
zamansız, mekansız yaşasaydım,
senin olduğun yere varsaydım,
bir elinden tutup,
olmak istediğin yere götürebilseydim seni,
biraz da kurtarsaydım gecenin karanlık elinden,
ışığa taşısaydım seni,
ya da denize,
belki de alçaktan uçmalı dalgaların üzerinde,
ben uçarken otursaydın sırtıma sen,
dalgaların uçları ayaklarını yalarken,
rüzgarında denizinde ben olsaydım,
karanlık etrafını sararken,
Keşke bir rüya olsaydım,
yavaşça uykudaki zihnine dolsaydım.

emr sag

Pazar, Eylül 7

yatmadan önce

ben gerçektim, belki de hayaldim,
ama ne olursa olsun var olmak istedim.

ben hayaldim, sen zihin gibiydin,
ve ben seni tanımayı düşlerdim.

ben rüyaydım, sen gece gibiydin,
ve ben gerçek olman için dua ettim.

ben gölgeydim, sen güneş gibiydin,
ve ben aradakileri çekmek istedim.

ben uykuydum, belki de uykuluydum, sonra biraz da esnedim,
seni; gecenin yıldızlı yorganı gibi üstüme çektim.

bir dolu kalın duvar, duvarlardan daha da çok sınırlar geçtin,
hoş geldin.


emr sag

Perşembe, Eylül 4

teşekkürler,

zihnime attınız karanlık fikirlerin mayasını,
şimdi beynim yüzer şarabın içinde,
ve öğrendim, insanlar peşinde çıkarlarının,

gözü kapalı, aptal halimdeyken,
daha iyi biri idim sizlerden!
şimdi paylaşır oldum çamurunuzu,
en fazla yüzümde, sonra kalbim ve ciğerlerimde,

aptalken daha iyi birisi idim ben.

emr sag

Pazar, Ağustos 24

edit

bir kalem olsaydı elimde ilk kendimden başlardım yazarmaya,
bir fırça olsaydı elimde, ilk kendimden başlardım değiştirmeye?
ama o zaman bu düzende ısrar niye?

emr sag

Cumartesi, Ağustos 23

sohbetten

düşlerimi hayallerinle diktim,
yorgan oldu gecemde üstüme serdim,
derimle bir oldu yataktakiler,
şafak vakti bir bulut olup göğe yükseldim

emr sag

Cumartesi, Ağustos 9

otobiyografi

bağrımda duygulardan kimliğim,
üstünde düşünceden yapılmış anahtar,
bir üstünde kemikten sert kilit,
uğraşıpta açacak çilingir arıyorum.

emr sag

bu da ablama dair

bir kaç karede bulutlandı gece semaları,
bir on yılın arta kalanları, karanlığı kesti,
ucundan hayal edebildim sana olanları,
ışıksız gecede rüzgar soğuk esti,

ne kadar büyüdüğünü ve küçüldüğünü gördüm.

emr sag

Perşembe, Temmuz 31

boğaza, gorbiye ve biraz da abime dair

bolca siyah, arada öndeki arabanın farlarının kırmızısı ama bolca siyah.
bolca siyah bir istanbul gecesi, bolca ıslak, tıkır tıkır yağan bir yağmur, gece geç saat.
eski lada, yavaş ağır hırıltılı ama bolca sıcak. boş sokak, boş istanbul, sanki sana kalmış gibi.
bilinmedik bir macera, "köşeyi dönünce araba olacak mı ki?" gibi.
bir iki kavşak, bir iki ağır dönüş, ardından köprüyü görüş. uzayıp giden kırmızı ışıklar.
bir direk gelen, bir asfalttan yansıyan bir de arabanın camındaki yağmurda kırılanlar.
bir derin nefes, bolca toprak azca deniz kokusu, bünyen alır o kokuyu mutluluk yapar.
o mutluluk buruklukla acıyla paketlenmiştir.
ruhunun nefsinle paketlendiği gibi.
köprüden sonra ilk çıkış, bir iki viraj, sahil yolu. yağmur boğaz gibidir, boğaz seni yıkıyor gibidir,
sonra ağırdan durur gorbi, boğaza 3 metre, arada bir bank bir zincir ve aşkın saf hali.
açarsın kapıyı soğuk sarar bedenini, senin mutluluğunu sarıp paketlediğin gibi.
bir kaç sn de kuru yerin kalmayacak şekilde ıslanırsın, yağmur sanki sana değil içine yağmaktadır.
bir kaç adım atarsın bankı geçersin, zincire ayağını yaslar boğaza bakarsın,
gecenin en siyahına gecenin baş yıldızına bakarsın
siyahı görürsün, ama içinde mavi de vardır, uykudadır mışıl mışıl
uykusu mavisini sarmıştır, senin sarıp paketleyen soğuk rüzgar gibi,
üşürsün titrersin ve bir adım daha atar kurtarırsın kendini zincirden ve düşersin aşkın en saf haline,
çivi gibi soğuk suları sarıp paketlerken seni, sen 240 km uzakta sadece ağlamaklısındır,
ve hissettiklerin ne eksik ne fazla bunlardır.

emr sag

?

kabuk kabuk üstüne
en derin yaram, bir ötekinin içinde
kendimi hapsettiğim yerim kuyunun dibinde
çizgim hep bulunduğum yerin gerisinde
kendim hep çizdiğim çizgilerin ötesinde

emr sag

Perşembe, Temmuz 17

kendime

denedim, olmadı. yürümedi. yaşayamadım bu şehirde. havası bana zehir, suyu kezzap kesildi.
denedim, olmadı bu şehrin insanlarıyla, onlar bana gölge gibiydiler, ben onlara engel.
denedim, olmadı burada. bir yolculuk öncesi hissi kaplardı hep içi, şehrin üstüme geldiği anların her biri.
denedim, o hissin üstesinden gelmeyi, gitmemeyi denedim, kalmayı denedim; kendime ve gölgeme çivi çaktım, tahtaları söktüm.
denedim, olmadı.
şimdi bir yolculuk öncesi anında gibiyim, hala deniyorum.

emr sag

Pazartesi, Temmuz 7

hatırladım ve

düşlerime sen girdin,
zihnime fikrin düştü,
kanıma zehrin karıştı,
geceme soğuk hükmetti,
uykumu korkular kaçırdı,
gözlerimi yaşlar kapladı.

emr sag

Pazar, Temmuz 6

d.r. 8

gene bir düğüm oldum,
gündüz ışık vurunca gördüm,
rüyalar karıştırmış,
görünce anladım.
akılda kalan birkaç kırıntı,
parçası kalan hatıralar,
zamanla çürümemiş,
ama bozulmuş bir tatla ordalar.

emr sag

Cuma, Haziran 27

ne zamandır?

tüm cesaretimle döndüm ve baktım geri,
kazdım, kazıdım; derinde kalmış bir hatıra,
zevkin üzerine inşa edilmiş acıya gitmiş o anı,
gözyaşlarının altındaki soğuk teması;
alışmış ve alışmış dudakların,
alışılmamış yabancılığı.

emr sag

Salı, Haziran 24

geç

boydan boya yara izi,
her şey geçse, zaman kemirse geçmez izi,

şimdi önümde bir kapı, büyüklüğüyle beni bir cüce yapan,
üstünde 100 zincir, her bir halkası hatırandan kalan.

emr sag

Salı, Mayıs 27

zamansız

2:58...
2:57...
ve duvardaki sayaçtan bir dakika daha eksildi,
ekimiş, kıymık kıymık olmuş bir tahta sandalyede oturuyordu,
bacakları ağırlığından uyuşmuş, ayakları karıncalanıyordu,
ufaktak kıpırdandığında sayısını kaçırdığı kez tahtanın zımpara gibi köşesi etine battı,
canı yandı ama umursamadı,
2:57...
1:08. . .
bi anda sayaç hızlıca haraket etti ve tak diye durdu. bir buçuk saatten fazla kısalmıştı,
iyice huzursuzlandı,
bulunduğu yeri seviyordu çünkü, yüksekçe bir uçurum önü alabildiğine deniz, batmakta olan bir güneş,
sayaçla birlikte yer değiştiren, normalde yavaş yavaş, sayaç zaman atlıyınca gökte bir yerden ötekine atlayan bir güneş,
hava da serinlemeye başlamıştı zaten,
ufuk çizgisi kızarırken,
gözleride kızarmıştı,
rüzgar denizden karaya eserken,
derken aklına bir ilham geldi, bir şiirin ucu belird-
1:07...
0:35...
saat gene atladı, güneş bir çizgi çekti peşisıra, ve ucu ufuğa değdi,
rüzgar daha da serinledi, hafiften tüyleri ürperdi,
sırtından, belinden yukarı bir ürperti tırmandı,
şöyle bir titredi,
gözlerini kıstı, kızaran ve ıslanan gözlerinden bir damla aktı,
ağladığı bir gözyaşı değil, rüzgarın etkisiyle oluşan bir damlaydı,
saat hızlandı, saniyeler yarışa başladı,
o zamanı tutmaya çalışırken zaman daha da hızlı aktı,
0:34...
0:33...
...
0:09...
yavaşça ayağa kalktı, kalkarken tüm sandalye gıcırdadı,
bir iki kıymık bacaklarında kaldı,
hafiften sızladı,
rüzgar hızlandı,
gözleri kısıldı
güneşin neredeyse yarısı batmıştı zaten,
gök kat kat ve ton ton kızıldı,
gözleri de kızarmıştı zaten rüzgardan,
sonra bir dakika daha gitti andan
0:08...
güneş kaçtı,
o güneşe baktı,
güneş daha da kaçtı,
o güneşe baktı,
sonra güneş battı,
o biraz daha güneşin battığı yere baktı,
sonra sırtını döndü,
gece onu bekliyordu,
ilk adımı attı, uyuşmuştu bedeni ama zorlayınca ikinci adımda geldi,
onun bittiği yer aslında güneşin battığı yerdi,
ama deniz vardı arada, yüzemezdi,
bir adım daha uzaklaştı sandalyeden ve biraz soluklaştı,
on adım sonra yarı yarıya şeffaftı
onbeş adım daha attı ve rüzgara karıştı,

bıraksalar; o sandalyeden bakardı hep aşka,
ama gün bitiyorsa, durmamak lazım artık bu diyarda.

emr sag

Cuma, Mayıs 16

öncesi, sonrası

boğulacağımı bileydim baştan,
şu üstüne güneş batan denizde;
yine de girerdim yüzme bilmeden,
boyumu aşan derinliklere.

emr sag

Pazartesi, Mayıs 12

deniz oldum

mehtap semada gözükünce kabardım ve kendimden taştım,
o batınca ve görülmez olunca kıyılardan uzaklaştım.

emr sag

Pazar, Mayıs 4

7

üzerime düşen gölgenden savruldum,
endamını gördüm, ciğerlerimden oldum,
zihnime hayalin düştü, yokluğundan kavrudum,
efkardan bir dağ doğurdum, üstüne tahtımı kurdum.

emr sag

Cumartesi, Nisan 26

yığın

insanların kulaklarına kir yığılmış,
duymazlar beni,
e bende geçinemiyor ve dinleyemiyorsam kendimi?
geriye kim kaldı paylaşıcak dertleri?

emr sag

çukur.

yüzeyimde, düşen meteordan oluşan bir derin,
içimde, yaşanan patlamadan kalan bir derin,
ben ne kadar ağlasam, seller akıtsam dolmaz o derin,
ama aslında çok da küçük, bir temas ile taşar o derin.

(isteğe göre her satırın sonuna çukur eklenebilir)

emr sag

Cuma, Nisan 25

uykudan firar

bu gece;
uykudan firar, duygular zindanındaki sayımda bir eksik var,
içimden geçti gene bir çift bakış;
gelecek günlerin hava durumda kafamda esecek rüzgar var,
şarkılar dile geldi;
çalan şarkılarda hayallerin yazdığı dizeler, notların arasında bir isim var,
güneş doğsun, ay doğsun;
gündüzümde ışık, gecemde aydınlık eksik; yokluğundan karanlık var,
karanlıkta bir ruh kayıp;
peşinde yokluğundan doğan sıkıntı, önünde kovaladığı aşk var.

emr sag

Perşembe, Nisan 24

bir soru bir cevap

bir baktım; neredeyim ve nereye geldim?
gördüm ki; maskemle kendim arasında bir yerdeyim.

emr sag

buzdan kral

efsanelerdeki diyarların lanetlenmiş kralı,
sırtına verilmiş bin yıllık acı ama bağlanmış göz pınarları,
gözlerinin arkasında biriken her damla dönüşmüş buz kristallere;
düşünce yanlızlık yüzünden sıcaklığı dondurucu derecelere,
her damla da daha da acımış çanı,
ama damlalar için çıkış yolu yok dışarı,

emr sag

Çarşamba, Nisan 23

belirsizlik üstüne belirsizlik

zihnimde eskiden ipler vardı,
fikirler düşünceler vardı,
bu fikirler, bir ucunu tuttuğum ip gibiydi;
gergin duran ve yoğun bir sisin içinde kaybolan.
sisin ötesini göremezdim;
ama en azından ipin ucunun bir yere vardığını,
öteki tarafta birşeylerin varlığını,
ipteki gerginlikten ve titreşimden hissederdim.
şimdi ipler elimden doğru yere düşüyor
sıfır gerginlik,
belirsizlik üstüne belirsizlik.

emr sag

dursun dünya, mevsim ilkbahar kalsın

kışın bahar dönmesi gibi,
ilk baharda soğuğu kıran güneşi sevinçle karşılamak
ve yaz ile kavrulmak,
ilk önce ılık havalarda doğaya karışıp canlanmak,
sonra ağustos sıcağıyla kavrulup kurumak,

ilk önce sevgiyle coşmak ve hayat bulmak,
sonra korkuların ve endişelerin esiri olmak.

emr sag

d.r. 6

ey güzel sen bana ne yaptın?
günden koparıp, hayalden yapılmış geleceklere saldın,
ne zincir ne de fikir bıraktın,
endişeleri arttırıp uykularımı kısalttın.
her şeyi unutturup geride tek bir soru bıraktın;
acaba bana bir kişilik yer açacak mıydın?

emr sag

Perşembe, Nisan 17

kara.gece

içim ıslak zifir;
dışım çamur,
merdane geçti üzerimden;
beden hamur,
bu bir kabuk, içinde kafeste bir taş;
gerisi yavaşça kurur,
sağnakta açsa avcunu;
eli ıslanmadan durur.

emr sag

nerede?

kara geceme bir parlak ışık nerede?
kapımı dışardan çaldık, ev sahibi nerede?

emr sag

Cuma, Nisan 4

otobiyografi 2

bugün içimdeki şeytan bana hayret etti,
sonra baktı ki ondan beterim, benden nefret etti
bugün emr sag, kendinden nefret etti
sonra bir baktı ki temiz yeri kalmamış, kirden ibaretti.

emr sag

Perşembe, Nisan 3

baht

aynaların bağışı ve hediyesi gökten sanki bir hüzme olup indi,
gecenin içindeki ışıltı günü şafaktan önce aydınlık etti,
sadece geleceğe değil bol karanlık geçmişe de ışık verdi,
damarda hücre yanına bir ritm, bir müzik sonra da resital verdi.

emr sag

Pazar, Mart 23

otobiyografi

temizi keselesen kir çıkar da,
kiri on yıl ovalasan nur çıkar mı?
bu cesedin hammaddesi kire dönmüş
on yıl acıya baksa, bir damla ağlar mı?

emr sag

Çarşamba, Mart 19

uyaklı uykular

gece, aydınlık bilinçlerin omuzlarına örtüyü;
zihnimdeki katmanlardan kaldırıp örttü,
gündüz, ışığın kalın sisi delip de giremediği delikler;
gözlerim salt karanlığa alışınca görünür oldu.

gece zihnimi karartırken, görüşümü açtı,
karşıma yas tutan yaşlı bir adam çıkardı.
adamın yaşı içinde tuttuğu göz yaşları kadardı,
bir damla ile başladı ve ağladıkça çocuklaştı.

gece, bana beni geri verdi, ama ilk toprağa serdi,
özümden tekrar yeşertti biriktirdiklerimi,
göz yaşları ilk çamura sonra cana döndü,
ama ben sana ağladım ve sen gene bende kaldın.

emr sag

Perşembe, Şubat 28

yeter.

keşke geçmişte kalmış olsan,
ama öyle değil;
uzun çağlar öncesinden geleceğime hayalini bırakmışsın,
bir tutam kendinden tohumu derinlere saklamışsın,
ya da ben saklamışım,
sonuçta senin aşkını cisme dökmek için kendimden bir parça koparmışım,
sonra çabuk ölmüş, 2 yıldır cesedine bakmışım.
çık hafızamdan artık,
lütfen.


emr sag

Pazartesi, Şubat 18

tespit

düşlerimi kağıt yapıp kendimi sardım,
dumanım dinleyene zehir oldu,

emr sag

balçık, bat - çık

ham maddem çamur, bolca toprak ve iki damla kandan,
düşünceler azcık karıştırdımı; battıkça batıran balçıktan,
şimdi sok ellerini cebine, çıkar ağırlık yapan hayalleri, gidiyoruz derine;
son bir kez derin nefes al, batıyoruz, en büyük korkun önünde.

ama yetmez nefesin; seni istediğin kadar şişirmeye,
sen bedenine ağırsın, ağzın burnun ve en son kafan gömülünce,
artık ipler panik adlı yabancının elinde, sen kendinden bin fersah ötede,
artık senin için zaman sanırlı, artık fısılda istekdiklerini kendine.

emr sag

Pazar, Şubat 17

aranıyor, kayıp

-ya çok derine gittim ya da kendimden dışarıya;-

ya çok derindeyim ve hiç bilmediğim, daha önce görmediğim bir kendimdeyim,
ya da sınırları geçtim artık kendimde değilim.

emr sag

Perşembe, Ocak 31

about::blank

yazmak dolmak demek,
boynuna kadar gelmesi suyun,
bir sözcükte açmak demek önünü,
gerisinin akması demek.

yazmak yürümek demek,
önce birşeyler hazmetmek,
sonra kaslarına hükmetmek
ve bir adım daha atmayı başarabilmek demek.

yazmak sevmek demek,
hislerinle boğuşmak,
gözlerini kaçırmak
ve sonra da seni seviyorum diyebilmek.

peki;
yazamamak ne demek?

emr sag

Pazartesi, Ocak 21

lafın kısası

içimde ufacık bir boşluk doğmuş;
herşeyimle kendimi koymuşum
yine de dolduramamışım.
bir sorsaydım?...

-belki sana göreydi içimdeki boşluğun kalıbı.
kesmiş elinde altın makas, kutsal terzi.-


emr sag

Cumartesi, Ocak 12

hit and run

you said please,
you said don't,
than you change my address,
from heaven to doom,
here a corpse lies on,
killed by poisened lips,
rest in peace soldier of love,

Now;
hit me strong girl,
hit and make me gone,
put more poison to your lips
and put some to your eyes,
blind me with your eyes,
'cause now my way goes through memories,
i dont want to see your looks again.
and i dont want to be a slave again.

emr sag

Cuma, Ocak 11

promil

senin düşüncen zihnime maya oldu,
ben, gece yattı, sabaha sarhoş oldu.

emr sag

bir anlık -mış masalı: ne yaptın be güzel hatun

bakışın ince olsada göğsümü delmiş
delik küçükmüş, tekrar tekrar gördükçe büyümüş,
ilk gönlümdekiler delikten boşalmış,
şimdi içimdeki boşluk mideme kadar gelmiş,
çektiğim derin nefes içimde fırtına olmuş,
kısacık bir an geçmişe inandırmış,
sen geri döndüğünde, ben nefesi verince;
delik kapanmış, ama içim boş kalmış;
içim gene kararmış.

emr sag

Pazar, Aralık 30

yeni bir tür soğuk

gelin size bir hissimi tanımlıyayım;
bir benzerlikten yola çıkalım ve adına soğuk diyelim,
çoğu yönden üşümeye benziyor bu his,
temel olarak soğuk yani,
ama;

bu soğuk farklı
bu soğuk; ilk gelen rüzgarın ilk değidiği teninizden değil,
sızlayan kemiklerinizden başlıyor sizi üşütmeye,
ilikleriniz donuyor ilk
sonra teniniz,

bu soğuk farlı;
sizi üşüten sizden 20 derece daha soğuk hava değil,
sizden 180 derece farklı çevreniz
ve sizden farklı yöne giden çevrenizdekiler
ve o çevredekilerle uyuşamayan, anlaşamayan, ve zoraki geçinen benliğiniz,
geçinemeyen benliğiniz; ben dediğiniz, kimliğinizin cebinde biriktirdiğiniz ufak tefek "siz"ler,
geçinemeyen benliğiniz; sizin parçalarınız.

bu soğuk farklı;
farklı olma çabası değil, doğası gereği farklı olanın, farklı olarak yaşama çabası,
bu çabanın yarattığı kaosta, ayakta durmaya çalışmanın gerektirdiği enerji miktari,
bu miktarın sizden çektiği, eksilttiği, götürdüğü şeyler.

bu soğuk farklı;
ve bu soğuk var,
laflayacak adam yok, soğuk var,
yanında iki kahve yutup içinizi ısıtacak iki muhabbet yok, soğuk var,
seni anlayacak bir tek adam yok, soğuk var,
yanlızsınız, soğuk var.

tabi en önemlisi; yukardakiler olmadığında sizi ayakta tutan aşk yok;
yaman bir soğuk var.

yanlız yaşamak zor.

emr sag

Pazar, Aralık 16

hasar tespit raporu

yazdıkça açılırım sanmıştım, her kelimede bir kapı açmış, bin tane kapatmışım.
bir sonraki sefere geçer sanmıştım, biraz biraz sönmüş ışık, şimdi karanlığa kapanmışım
sevdikçe reklenirim sanmıştım, her tekrar da solmuş soğumuş ve donuklaşmış dünyam;

daha mühim bir şey var mı?
her türlü duygudan yoksun kalmışım.

emr sag

Cumartesi, Aralık 15

duygulardan taşınma vakti

sözler, imgeler çürümüş
dolaplar dolu ağır yüklerle
etrafta toz yağmurlarıyla yıkanmış eşyalar
toplanın, gidiyoruz bu diyardan

anlamların içi boş artık
göndermelerin adresleri değişmiş
kapıda bir yığın geri dönmüş mektup
toplandık, gidiyoruz bu diyardan

duvarda boydan boya çatlak
bir tarafta hafif bir yıkık
her yere dağılmış bolca yara
son kez baktık, artık yokuz,
gittik artık bu diyardan

emr sag

aşk diye bir şey yoktur.

okuma öncesi gerekli bilgi; emrsag kişisi -artık- aşka inanmayan bir kimsedir.

aşk gitti, hayatımın kaynağında çeşmeden;
ilk göz yaşı sonra kan akar oldu.

aşk gitti, bu diyarları kuraklık vurdu.
günümü yarın bağlayan çarklar kayıp oldu.

aşk gitti, bilinmeyen bir gezegenin sonu;
adımıma adım ekleyen mit toz oldu.

aşk gitti, uykularım uzadı;
uyanık olmaya direncim azaldı, teslimiyetim sonuç oldu.

aşk gitti;
peşinden giden renkler oldu.

emr sag bir anlamda öldü.

Cumartesi, Aralık 8

uzaydaki ıssız ada

uzak durduk uzun zaman
ardında büyük surların
ve derin hendeklerin
aşanlar oldu, kırıp geri yolladık
sonra kapıları ardına kadar açtık
eşikten baktı döndü
temelimize kadar sarsıldık
kapattık çatlakları
gene açtık kapıları
eşiğe bile gelmediler
ve kapı açık
biz yıkıldık
sonra sadece bir ada kaldık
toprakla değil denizle çevrelendik
en azından bir iki dalga vurdu ince sahillerimize
şimdi deniz de gitti
geriye kaldı uzaydaki ıssız ada

emr sag

Pazar, Aralık 2

sülük

belime kadar ince bir kan akar sırtımdan
ensemde sülük gibi zaman,
dermanım yok, ellerim kalkmaz sırtıma
söküp atamam,
bu kadar zamandan sonra da içim boş
dışım darmadağın,

zamanın iki sivri dişinin arasından akan benim
ben ve benim önceden sahip olduğum şeyler
içimdekiler bitti, dışıma taşanlar ise çürümekte
ey dostlar ben benden geçtim, demim bitti, ferim sönmekte.

önceden ateş isem şimdi kül halindeyim,
ama dünyam çok soğuk, sönmekteyim

emr sag

Perşembe, Kasım 29

aşk bitti

zaman yedi
baksana geriye sözler bile kalmamış,
taşındığın evden eşyaları çıkardığında kalan
istenmeyen ve bırakılan çer çöp bile kalır

zaman yedi
bir iki harf bile kalmamış
bu sefer uğurlayamadım seni aşk,
kapıyı suratıma çarptın de gittin

ve ben gene eksik aldım

emr sag

Çarşamba, Kasım 28

yazamamak = yaşamamak ??

gene renklerimi çaldı içimdeki kapılar,
hep beraber açıldılar,
rüzgarın önüne katıp götürdüler,
geriye bir siyah, bir de onun tonları kaldı

emr sag

Çarşamba, Kasım 14

kış aşkı

soğuk ama dışarısı soğuk

kış aşkı ilkbahar gibi değil
herkes için aynı herkes için yeşil
benim aşkım kış gibi, kar gibi
soğuk, tamam belki soğuk
ama her tanesinde farklı
her kristalde kendine özel
bir tipi kadar dolu dolu
muhabbetimi de kahve sayarsak
üşüdüğün saatlerden sonra da
birşeyler var içini ısıtacak.

emr sag

Cuma, Kasım 9

his geometrisi

hayat olmuş bir çember,
dönerde döner
ve gelir gene önümüze başladığımız yer,
zaman ise olmuş birer delgeç,
her saniyede bir delik daha deler de eksiltir beni,
her anda giden kendimizden bir parça,
unut en iyisi sen eksilenleri
çünkü zamanda kapılar kapalı, dönüş yok geri.

tamburumuz ise çıkmış yerinden
gidiyoruz bayır aşağı
her taşta eğilen biziz
çapımız değişken, düşüyoruz geri
vaktinde feth ettiğimiz tepeleri.
peki nerede kaldı adam gibi durmak,
teslim ettik uğruna savaştığımız yerleri,
peki neden?
çünkü zaman benden beni sildi,
hep eksiltti de, bir kerecik üstüne eklemedi.

hep azaldık, şimdi küçük kaldık
alanımız yetmedi de kapsamımızı daralttık
dünyayı zorladıkta batıdan doğurduk güneşi
gün battı gün doğdu
zamanı geriye işlettik
ama geriye giden sadece bizdik.

emr sag

Pazar, Kasım 4

hala?

bedenin yok, kokun burada
yıllar öncesinden hoş bir rüyayla,
ama buradaki yerin boş,
sökülmüş, kazınmış zamanla,
şimdi yerine dolan ise yağmur,
damlaları ılık ama ince bir sızıyla,

emr sag

kişisel sorgu sual

boşluğa doğru bir adım, ve bir adım sonra boşluk sensin,
söylesene bana emre, sen nerde başlar nerede bitersin?
gün geçer zaman geçer ya hep aynı yerdesin
ya da zamanı durdursak birden fazla kimsesin.

emr sag

Cumartesi, Kasım 3

ceren'e son yazı;

blog'daki genel düzenin aksine, şu anımın değil 1 ay önceki halimin yazısıdır.

ben denizdim ve sen ise kara
kendimden yüklü bulutlar yolladım
topraklarında ana rahmetinden eser olmayınca
gene kendime yağdım, gene denizde fırtına

emr sag

Çarşamba, Ekim 31

nedensiz sevmek ve yan etkileri

ben dala tutundum, bırakmadım ve zaman aktı
neredeyse herşeyi erittide geriye tek bir şey bıraktı
ben inceldim dal inceldi, kırılmak yakındı
bunca zaman aradığım şey ise sıcakcık bir bakıştı
ama aynalar bile veremedi ki bana o bakışı
şimdi sular boyumda, az sabır geçer bu sıkıntı

sonra sen belkide sıkıldığın ilgimden kurtulmuş
ben ise bilinmez, bir daha ne zaman ve nerede karaya vurmuş.

emr sag

bir emr sag manifestosu!

siz dünyadasınız ve karada
ben ise denizde yaşıyorum
belki de tam tersi ben kara siz deniz
oradan görünmüyor bura,
farklıyız aslında, farklı akıyor farklı nefes alıyor ve tamamen farklı yaşıyoruz
ama ya deniz kızına ya da kalelerin prenseslerine takılıyor gönül,
kafayı uzatıyor ya da suya sokuyor öylece izliyorum,
nefessiz kalıyorum,
davet ediyorum,
ama sanırım davetim, balığı karaya, insanı dalmaya davet etmek gibi,
güzel ya da değil, sadece size göre değil, sizden değil

farklıyım, üstün daha iyi daha güzel daha birşey değil
sadece farklı
sizin gibi yaşamıyorum ben,
sizin gibi hissetmiyorum

emr sag

bir dost sohbetinden kesitler.

ufak bir şey denemek istedim;

"...yani anlamsız şekilde çok seviyorum, kendime bile açıklayamadığım şekilde çok,
sonra kendi kabıma sığamıyor,
taşanlarla da ne yapacağımı bilemiyorum."

"...neden uğraşıyorum?; onun içinde var olan 2. güneşimin neden bana böyle parladığını anlamak için"

emr sag

Pazartesi, Ekim 29

ben sevmem, bilmem sen çay sever misin?

gece demlik oldu, ben çay oldum
boğazıma kadar sıcak sular, geceye dem oldum
sızdım, taştım, piştim suya renk oldum
ben bir yapraktım, şimdi bir bardak oldum.

emr sag

Pazar, Ekim 28

ode (serenad)

bu bedene sevmek hep kader, hep keder,
çok yar sevdim ama hepsi başkalarının elindeler.
şarkılar bile söylettirdiler ritmi bozuk bedene
duyan olmadı, bir tanesini bile dinlemediler.

emr sag

Pazar, Ekim 21

küçük aşk parçacığı üstüne bir saçmalama

bu sefer anlatmak zor, bu sefer duygular aştı beni, benim çapımı,
çok geldi anlaşılan, olanları sindirip anlatamadım.

denge kaybıyla geldin gene, bir iki günüm kendimde değildim, odadan çıkmadım, hiçbirşey yapmak gelmedi içimden,
sonra gene bi karışık, anlamadım anlatamadım.

sonra bir istek, birşeyler yapma dikkatini çekme isteği,
sonra kuşku acaba zaten bir ilişkin var mı?

sonu bir msn iletisi, seni aşka küstürmüşler,
benim ise inandıracak mecalim, isteğim, arzum ve cesaretim kalmamış

aşk bu sefer teğet geçti,
belki geldi kapımı çaldıda, ev sahibini bulamadı.
bu sefer aşk benden vazgeçmedi,
ben aşktan vazgeçtim.

emr sag

Pazar, Ekim 14

eski zamanların şiiri

sevmek güzeldi
unutmak yaraydı
benim güzel olduğum zamanlar
beni bir arada tutan bir yâr vardı

biz ki o yârın yamacında bekledik
onu belki getirecek duaları ezberledik
hep katıksız ümit ettik, hevesle bekledik
ağaç olduk meyve verdik, çürüyüp dalda kaldı

geçmiş zamanlarda bir aşık, bir emre vardı
anlatamazdı derdini de yazılar yazardı
yazardı da okutmaya korkardı
sevilmedi boğazına bir düğüm dadandı

emr sag

bir emr sag masalı

kocaman zamanlara emr sag bir damla ağlamış,
koca istanbul bu damlanın yarısından oluşmuş,
o damla yere düşünce yeri azıcıkta göğü burkmuş,
7 tepe, 2 köprü böylece oluşmuş,
ama bir damla fazla gelmiş
damlanın kalan yarısı, artanı ise boğaz olmuş
kocaman zamanlar hep akmış gitmiş.

emr sag

Çarşamba, Ekim 10

buna başlık yok

dünya uzayda döndü gitti
o gene pervane, döndü aşkı etrafında
bu kul kaldı ayaz soğuk boşlukta
zaman gene aktı gitti
kavuştu akrep yelkovanına
bu boğaza ise kumlar yığılmakta

emr sag

aşkımı bulutlara saldım

baktım burda basınç fazla
ben burada dayanamadım
aşkımı bulutlara saldım
tekrar dünyaya dağıldım

emr sag

balon hayaller


rüzgarlıydı hava. titriyordu kırmızı balon delice, ipi olabildiğine gergin, titriyor sallanıyor sonra net bir şekilde, bir anda konumu değişiyordu.
kırmızıydı balon, belli ki ruhu hassastı inceydi ve uçmak istiyordu, ipi bir çocuk parkına bir salıncak demirine bağlıydı ama, uçamıyordu.
pek güzeldi, gider salıncağa oturur saatlerce balonu izlerdi.
sonra bir gün farketti ki sadece balona bakıyordu, çevresinin farkında değildi,
balonun çevresiyle ne kadar tezat içinde durduğunu görememişti hiç,
dünya siyah ve beyazdan ibaretti, balon kırmızıydı kendisi ise ince bir çizgiydi,
eli bile yoktu ki balonu nası tutsun
tutmak istese patlardı
ki zaten balon bu dünyaya ait değildi, ve büyük resime baktığında tutsaktı
ipi tuttu
tutamadı kesti
balon uçtu gitti

emr sag

basit

dostlar sordu "değer miydi?" diye
evet deymişti vaktinde
üstünden evvel zaman geçmiş heralde
bulamadım bugün yerinde.

emr sag

5 | (son) durum (hata) raporu

kendisinden bir daha haber alınamadı

tam uzandığım yerde bin metrelik bir çukur, ve ben o çukurdayım
tüm dünya dönüyor ve dünya ayakta, ben duruyorum ve yataktayım

emr sag

Salı, Ekim 9

bu beden benim değil

kollarım ellerim olduğundan hafif
bu beden benim değil.
hücrelerim pusula;
çekirdeklerim sana doğru,
damarlarım pusula;
hücrelerim sana doğru,
bedenim pusula;
damarlarım sana doğru,
dünyam pusula;
bu bedenin yönü sana doğru.
ama bu beden artık benim değil.
ben artık burada değilim.

emr sag

Pazartesi, Ekim 8

4

beynim yorgun, ruhum yorgun
zımpara gibi geçiyor üzerimden zaman
bilmiyorum? ne oluyor o tarafta,
ama bu taraf karman çorman
görebildiğim ufuk, bilebildiğim sen bomboş
hayaller kaymaya, doldurmaya çalışıyorda
ben direniyorum, iki yaka arasında
direndikçe beynim yorgun, ruhum yorgun
zımpara gibi geçiyor zaman.

emr sag

Cuma, Ekim 5

bana ne yaptı?

zaman beni eritti, geriye az şey bıraktı
kalanı ilk müptela sonra esir eyledi

iki dudak arasına bir kilit taktı
sözlerimi ve beni, bedene hapseyledi

gözümü kapasam da bir görüntü bıraktı
beni bir resme, bir bakışa esir eyledi

çok yazdırdı ama az söyletti
kilitli dudaklardan sızanlara mahkum eyledi

güne kelepçe taktı, geceyi serbest bıraktı
zamana dur dedi bir ana esir eyledi

beni kıydı, dilimledi ve biraz da eskitti
kumdan kalelere veliaht eyledi

emr sag

Çarşamba, Ekim 3

önemli not

kısa kısa yazıyorum ya,
lütfen sanma ki o sözcükler boyu seviyorum aslında seni,
ölçmek olanaksız, bir göl ya da bir kumsal gibi sonuçta
damlasa bardak kadarım doluyor, kağıda döküyorum,
avcuma toplasam taşıyor, avuç avuç kağıda döküyorum,
hep böyle kesik kesik, düşünüyor ve hissediyorum,
bir adım, on nefes, ve sonra bir adım daha,

emr sag

yelkenler fora!


bu limanda fazla kaldık anlaşılan,
toprak ana hiddetli, karardı havalar,
rüzgar kuvvetli esiyor karadan,
benim ufak teknemin yelkenleri doldu,
çek demiri kaptan!
ya yolculuk yakın ya da yırtılacak kaftan.

emr sag

Salı, Ekim 2

anka kuşunun aşka duruşu

zaman olur ölürüm
ama yeniden doğarım
güneşin dibindeyim yanarım
küllerimden yeniden doğarım
kırılırım, kendimden dışarı taşarım
bir umutla yeniden toplar kendimi
gene sana sunarım.

emr sag

sözler yabancı, anlam hala aynı

every lady within the clothes, white
if they walks a bit kind,
my mind completes the scene with clouds, white
if there is a little chance
the lady walks through me is you are

emr sag

3

kalan kumlardan kaleler yaptım
ve hepsinin prensiydim aslında
ve sen geldin, bakmadan gittin
yıkıldı hepsi bir hüzün dalgasında .

emr sag

Pazar, Eylül 30

son radde

sevenin varsa söyle
söyle ki dönebildireyim ruhumu kendime
seviyorsan başkasını söyle
söyle ki kapatabileyim çatlaklarımı içimde
sevemeyeceksen beni söyle
söyle ki beklemiyeyim ben daha fazla,
o kapıda

umudun oldukça, o tutar beni hayatta
ruhum bekler aslında ve dayanır sıcağa
ama bu beden etten ve kemikten ya
sadece bu yüzden dayanmıyor fazla
güneşe kadar merdiven çıktım da
kavrulma tamam, yanmam yakında

en sıcak yer bura
kapının dışında, bekliyorum ayakta
seziyorum içersi serin sanki ama
elim zilde, bekliyorum hala
"kim o? -ben emre,gene geldim" desem
alır mısın içeri acaba?





















güneşe merdiven dayamış, aşkla boyamaya çalışan emr sag

nerdeyim?

başı bende yazılmış halde ama saklı, sonu okuyana

cennetle cehennem arasında; sıratta,
benimle senin arasında; aşkta,
hayalle gerçek arasında; rüyada,
(ben gene arada,
ben gene iki yaka arasında,)
ben gene boşlukta kaldım.

emr sag

Cuma, Eylül 28

durum raporu - 2

her düşündüğümde bir damla olup düştün zihnime
şimdi sırtımda koca bir göl arkamdan ittirmekte
böyle sevmek baraj olmak demek
ne kadar sevebileceğini bilmek ama çok azına izin vermek.


emr sag